Bir takım şampiyonluk mücadelesi verse bile maç kaybedebilir, berabere kalabilir…
Futbolun içinde olan sonuçlardır bunlar. Barcelona da maç kaybeder, Manchester United da Bayern Münih de… Hem de bazen hiç umulmadık takımlara karşı kaybederler.
Gözümüzü içeriye çevirdiğimizde Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin halini de görüyoruz.
Trabzonspor’un kayıpları da bu çerçevede değerlendirilip tolore edilebilir.
Ama bir şartla!
Eğer kaybederken bile kazanacak gibi oynadıysa!
Kaybederken bile rakibinden çok pozisyona girmiş, daha az pozisyon vermiş, topa daha fazla sahip olmuş, ikili mücadelelerde üstünlük sağlamış, kazanmak için elinden geleni yapmış, yani adam gibi futbol oynamışsa…
İşte Konyaspor yenilgisi ve Galatasaray beraberliğine bu çerçeveden bakmış ve “hoş görülebilirlik” sınırları içinde değerlendirmiştim.
Ama Gaziantepspor yenilgisinin kabul edilebilir, hoş görülebilir bir yanını bulmak, en iyimser insanın bile kolay kolay becerebileceği bir şey değil.
Hiç kimse, “Selçuk’un son dakikadaki frikiğinde top direkten döneceğine gol olsaydı maç 3-3 biterdi” gibi bir abukluğun arkasına sığınmasın.
Trabzonspor’un futbolu, Gaziantep deplasmanında dibe vurmuştur.
Rakibin skoru 3-1’e getirip, koruma içgüdüsüyle geriye çekildiği son 20 dakikalık bölüme kadar sahada Trabzonspor diye bir takımın varlığından bile söz etmek mümkün değil. Bu bölümde Colman dışında “futbolcu” olduğunu hatırlayan tek bir isim bile yoktu Trabzonspor’da.
Defansı Hanya’da, forveti Konya’da, orta sahası ise Araf’ta kalmış bir takımdan oyun bütünlüğü beklenemez ki.
Deli danalar gibi sağa sola koşuşturan, hasbelkader kazandığı topu “bombadır” diye “polis” sandığı rakibine teslim eden oyuncular güruhuna “takım” demeye dilim varmıyor.
Oyunun her bölümünde Gaziantepspor’u 20 kişiyle oynuyor sandım. Topun olduğu her bölgede nüfusları Trabzonspor’un iki katıydı. Bütün ikili mücadeleleri kazandılar, oyunun temposunu istedikleri gibi ayarladılar, ne zaman hücum edeceklerini, ne zaman savunma yapacaklarını, ne zaman hızlanıp, ne zaman yavaşlayacaklarını gayet iyi biliyorlardı.
Trabzonspor’un tempo kazandığında tehlikeli olacağının farkındaydılar ve oyunun hızını hakemin de göz yummasıyla kestiler. Her faul kararının ardından hakeme itiraz ederek ya da baraj kurarken sanki “Keban Barajı” inşa ediyorlarmışçasına işi uzatarak oyunu soğuttular. Topu ayaklarına aldıklarında ise oyunu kendi tempolarında oynadılar ve kazandılar.
Orta Sahaların Farkı
Buraya kadar olan bölümde Gaziantep’teki manzara-i umumiyeyi çizmeye çalıştım. Peki, neden böyle oldu? Trabzonspor’un bu futbol fukaralığına karşı “teknik direktörü bulunmayan” Gaziantepspor’u futbolun şahikasına çıkaran faktör neydi?
Bir kere Gaziantepspor için “teknik direktörü yoktu” demek haksızlık olur. Çünkü kırmızı-siyahlılar altyapı sorumlusunun yönetiminde, Nurullah Sağlam’dan miras kalan oyun felsefelerini sürdürüyor. Ne on birlerinde bir değişiklik var ne de oyunu oynama alışkanlıklarında. Teknik kapasitesi yüksek beş oyuncudan kurulu orta sahalarıyla oyuna ağırlık koyuyor, topa istedikleri gibi hükmedebiliyorlar.
Biz gelelim Trabzonspor orta sahası ile Gaziantepspor orta sahasındaki oyuncular arasındaki önemli farka. Çünkü bu fark, aslında Trabzonspor’un sezon başında bu yana çektiği sıkıntının da bir özetini oluşturuyor.
Gaziantepspor’da Hakan Bayraktar da Tabata da Murat Ceylan da ve hatta Zurita da topla dikine hareket edebilen, çabuk süratlenebilen, rakip ceza sahasına girerek gol arayabilen oyuncular. Dolayısıyla gol atma yükünü sadece santrfor Beto’ya bırakmıyor, skora önemli katkı sağlıyorlar. Zaten Trabzonspor’a attıkları goller de orta saha oyuncularından geldi. Üstelik bu gollerin hiç biri ceza sahası dışından atılan şutların ürünü değildi. Üç golde de Gaziantepspor’un orta saha oyuncuları Trabzonspor ceza sahası içinde gol pozisyonundaydı.
Şimdi aynayı diğer tarafa, yani Trabzonspor’un orta saha oyuncularına çevirelim. Hüseyin, Colman ve Selçuk’u Gaziantepspor ceza sahasının içinde kaç kez gördünüz? Gaziantepspor maçını bıraktım, sezon boyunca oynanan 25 maçta bu oyuncular kaç defa rakip ceza sahalarında boy gösterdi? Colman ve Selçuk’un 25-30 metre mesafeden attığı şutlar bir yana, Trabzonspor orta sahasının rakip kaleyle pek teşrik-i mesaisi bulunmuyor.
Bunun bir nedeni oyun sistemi gibi görünse de asıl neden Selçuk, Colman ve Hüseyin’in oyun karakterleri. Üçü de çok çabuk ve süratli oyuncular değil. Colman dışında diğer ikisinin dikine dripling yapma ve adam eksiltme özelliği yok. Colman da dikine dripling yapsa bile sürat eksikliği nedeniyle hedefe ulaşamadan yolda kalıyor. Bu nedenle iş Colman ve Selçuk’un uzun mesafeli paslarla iki santrforu pozisyona sokmasına ya da kanatta oynayan Yattara-Alanzinho ikilisinden birinin adam eksilterek yapacağı çabuk ataklara kalıyor.
Çaresizliğin İşareti
Sezon başında 20 oyuncu transfer eden Trabzonspor, orta sahasında dikine ve çabuk oynayabilen, dripling özelliğine sahip bir oyuncu bulamıyorsa, orada bir yanlış var demektir. Haftalardır Umut-Gökhan ve Selçuk-Colman ikilisine alternatif bulunamadığı için bu oyuncuların en formsuz halleriyle bile sahada kaldıklarına dikkat çekiyorum. Ersun Yanal kendi yanlışıyla kendisini köşeye sıkıştırmış durumda. Transfer ettiği Isaac; Umut ve Gökhan’a alternatif olacak nitelikte değil. Ceyhun da Selçuk ve Colman’ı zorlayacak özellikleri taşımıyor. O zaman iş yine Serkan’a düşüyor. Sezon başında bu yana orta saha için bulunabilen tek çare, sağ bekteki Serkan’ı öne kaydırmak. O çare de sadece ilk yarıdaki Konyaspor maçında işe yaradı, gerisi gelmedi.
Engin, Engin, Engin
Geçen sezonun sonunda, yani transfer mevsimi gelmeden önce Trabzonspor için “biçilmiş kaftan” olarak sıraladığım oyuncuların arasında Engin Baytar da vardı. O dönemde Gençlerbirliği’nde oynuyordu. Problemli bir oyuncu olduğu için kadro dışı kaldı ve ara transferde Eskişehirspor’a geçti. Son derece yetenekli ve müthiş bir performans sergiliyor. Son maçta Galatasaray orta sahası ile savunmasını perişan etti. Yukarıda sözünü ettiğim dripling özelliği olan ve rakip kaleye dikine gidebilen golcü orta saha oyuncunun Türkiye’deki en mükemmel örneklerinden biri. Üstelik Trabzonlu. Üstelik Trabzonlu olup da başka takımlara gönül verenlerden de değil. Eskişehirspor’da 61 numaralı formayı taşıyor. Hem takımı için canı gönülden oynayacak hem yetenekli hem de Trabzonspor’un çok önemli bir eksikliğini kapatabilecek nitelikte bir oyuncu. Dilerim onu önümüzdeki sezon Trabzonspor’da izleme şansı bulabiliriz.
Ne Olacak Ya?
Ersun Yanal’ın hem transfer döneminde hem de sezon içinde takımın futbol oynama tarzı açısından yaptığı yanlışlar var. İyi de, hangi teknik direktörün bu tip yanlışları yok ki? “Ersun gitsin, başkası gelsin” demek çözüm mü? Yoksa “Ersun Hoca hatalarını görsün ve bunlardan ders alarak ortaya daha iyi bir Trabzonspor çıkarsın” demek mi doğru bir yaklaşım?
Bakın, son teknik direktör değişikliğini Galatasaray yaşadı. Skibbe’yi yolladılar, Bülent Korkmaz’ı getirdiler. Avrupa’dan elendiler, evlerinde 10 kişilik Eskişehirspor’a yenildiler ve şampiyonluk yarışında geriye düştüler.
Trabzonspor’un böyle bir zaman kaybına tahammülü yok. Art arda kaybedilen onca puana rağmen şampiyonluk şansı da Şampiyonlar Ligi’ne katılma umudu da devam ediyor. Sivasspor’la aradaki 4 puanlık fark kapatılmayacak kadar büyük değil. Ligde her hafta alınan ve artık sürpriz bile olmaktan çıkan sonuçlar ortada. Her takım her rakibe puan kaybedebiliyor. Üstelik Trabzonspor’un önünde Sivasspor’la oynayacağı bir maç var ve kazandığı takdirde aradaki farkı 1 puana indirme şansına sahip. Beşiktaş’ın Galatasaray ve Fenerbahçe ile onayacağı derbiler var. Böyle bir ortamda “Ersun Yanal gitsin, başkası gelsin” diyenlere, Avrupa Yakası’nın yeni karakteri Azim’in ağzıyla cevap vereyim:
“Ne olacak ya?”
Tabata Ayıbı!
Geçmiş yıllarda Fenerbahçe ile Galatasaray’ın çok sık başvurduğu bir yöntemdi bu. Fenerbahçe’de Selim Soydan’ın, Galatasaray’da Adnan Polat’ın futbol şube sorumlusu olduğu dönemlerde uygulanırdı. Bu iki yönetici, takımlarının bir hafta sonra oynayacakları rakibin en önemli oyuncusu kimse, ona transfer teklifinde bulunur, bu haberler gazetelerde boy boy fotoğraflarla kullanılırdı. Maksat, o oyuncu bu haberlerden etkilensin ve Fenerbahçe veya Galatasaray’a karşı oynayacağı maçta performansını düşürsün!
O dönemlerde tiksinerek okurdum bu haberleri. Bu politikaya alet olan meslektaşlarıma da iyi gözle bakmazdım.
Trabzonspor’un Gaziantepspor’la oynayacağı maç öncesi de benzer haberler gazetelerde yer aldı. Trabzonspor, Tabata’yı istiyormuş! Evet, Tabata gerçekten de kaliteli bir oyuncu ve Trabzonspor’un onu transfer etmek istemesi son derece doğal. Üstelik tarif ettiğim “dripling yapıp adam eksilten orta saha oyuncusu” tarifime de birebir uyuyor.
Ama bunların hiç biri, bu transfer dedikodusunun Trabzonspor’un Gaziantepspor’la oynayacağı maçtan önce yayılmasını mazur göstermiyor.
Sen de mi Trabzonspor?