Emre Aydın

Gönderen Konu: Emre Aydın Temmuz 2010 Röportajları  ( 1312 Okunma )

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Temmuz 2010 Röportajları
« : 16 Ağustos 2010, 00:13:26 »
www.kizlararasinda.com / Ayın Ünlüsü - Emre Aydın Röportajı

Emre Aydın’a soru yağmuru!

“Bu Yağmurlar Senin İçin” diyen Emre Aydın’ı soru yağmuruna tuttuk! Onunla “Kağıt Evler” albümünden ve yaz planlarından konuştuk!
Emre Aydın’a soru yağmuru!

Bize biraz yeni albümünden bahseder misin?

Albümde 10 şarkı var. Birinci albümden çok da farklı değil aslında, sadece sound’u daha kaliteli ve biraz daha kişisel bir albüm oldu.

Biraz daha karamsar mı?
Çok mutlu şarkılar yok içinde, ama daha hareketli de değil, daha durgun da değil. Dört yıl içerisinde öğrendiklerimizi de kattık içine. “Afilli Yalnızlık”tan daha çok sevdiğim bir albüm oldu, ama belki de henüz şarkılardan sıkılmadığım içindir:)

Albümün konsepti ne?
“Unutmak” teması üzerinde dönüyor.

Kimi unutmak, neyi unutmak?
[/color]
Bir insanı veya bir olayı unutmak olabilir… Orada unutmak isteyen bir karakter var. Örneğin “Hoşça kal” diye bir şarkım var ve orada “Unutuyorum” lafı da geçiyor. Birini unutmuş olmak da acıtır ya, bu tema da var.

Çok sevdiğin birini unutmak seni acıtıyor mu?

Beni acıtmıyor. Daha ziyade unutamamanın verdiği sıkıntıdan bahseden bir albüm… Ama liriksel olarak, tema öyle:)

Albümde yine bütün şarkılar sana ait, değil mi?
“Duymak İstiyorum” dışındaki tüm parçaların sözleri benim. Sekiz şarkıyı İsveç’te yaptık, iki şarkı da Kanada’ya gitti.

Çok titiz çalışıyorsun, sürekli başa dönüyorsun, etrafındakileri “olmadı, baştan” diye yoruyorsundur kesin:)


Yoruyorum gerçekten, çok titizim. Ama bir kere yapıyorsunuz bir şarkıyı. Herkesin gözü önünde yapılıyor. İyi niyetli insan var, beğenen var, beğenmeyen var. Beğenmeyenin yaptığı eleştiriyi kaldırabilmek için yaptığınız işten emin olmanız gerekiyor. “Piyasaya uygun, markete uygun iş” yapmaktan ziyade arkasında durabileceğim bir iş çıkarmaya çalışıyorum. Bunu Türkiye Cumhuriyeti’nde bir kişi sevmesin, ama ben bunun güzel olduğunu düşüneyim, çalarken hiçbir yerinden rahatsız olmayayım yeter. İşte o zaman isterse herkes sevsin, isterse hiç kimse sevmesin.
Öyle insanlar var ki bu ülkede etrafındaki herkesin sözüne inanarak, kendi kuşkularını önemsemeyerek albüm çıkarıyor. O albüm de patlıyor tabii!
Sonra da eleştirilince sinirleniyorlar. Oysa içlerine sinmiş olsa, bu kadar kızmazlar. Sonuçta müzik göreceli bir şey ve yapılan iş mutlaka eleştirilir.


Kapak fotoğrafı nasıl oldu?
Alternatif bir fotoğraf oldu, benim direkt suratım yok üzerinde:) Hani genelde öyle oluyor ya hep:) Bir sürü koşan ben var. Sağdan ve soldan ortaya doğru koşuyorum ve üçgen oluşturuyorum. Çok değişik oldu.

Anlamı ne?

Bu albümün bende uyandırdığı his; kendisini kaldıran, hayatını yenileyen bir adamın hikayesiydi… Kendini ileri doğru iten bir adam görüntüsü yaratmak istedik. “Kafa da koymayalım” dediler:) Hemfikir olduk sonra işte.

Yağmuru seviyor musun?

“Yağmur yağıyor, dışarı çıkıp dolaşayım, romantizm yapayım” diyen biri olmadım hiç. Camdan yağmuru izleyip şiir okuyan bir tip de değilim. Çok fazla sevmiyorum galiba yağmuru:) Tamam, pencerenin önünde vakit geçirmek hoşuma gider ama özellikle yağmur yağıyor diye sevinmem. Zaten “Bu Yağmurlar” şarkımda da yağmuru metaforik olarak kötü bir şey gibi yorumladım.

Sanki yağmur yağınca gökyüzünde birileri ağlıyormuş, hüzünleniyormuş gibi, değil mi?

Tanrının gözyaşları! Yağmurun en kötü tarafı yağdığı zaman, eğer dışarıdaysanız, kaçacak bir yerinizin olmaması! Çünkü her yere yağıyor. Eğer üzgünsen, nereye gidersen git, acını da birlikte götürüyorsun:)

Tam olarak büyüdüğünü ilk ne zaman hissettin? Çünkü erkekler kolay kolay olgunlaşamaz.

Üniversiteyi kazanıp gittiğimde “Ben bu işi beceremeyeceğim herhalde, ben nasıl iktisatçı olacağım?” diye kaygı duyduğumda büyüdüğümü fark ettim. O zamana kadar bir sürü sıkıntı yaşıyorsunuz ama Anadolu Lisesi’ni kazanırsınız kazanmazsınız o kadar önemli değil. Ergenlik problemleri ya da şimdi SBS falan var galiba, hepsi bir şekilde çözülür ama “Bu çözülemezse ne yapacağım?” oldum. Üniversite ilk sorumluluk duygusuydu. 10 gün içinde de anladım zaten yapamayacağımı:) Biraz uğraştım çabaladım ama neyse ki “Sing Your Song Yarışması” ve ilk grubum “6. Cadde” vardı. İmdadıma yetişti:)

6. Cadde”yle “Sabuha”yı söylemiştiniz…

O şarkıyı bize ödev vermişlerdi. Manga, biz ve Kafein diye bir grup vardı. “Birer tane alakasız şarkıyı coverlayıp gelin” dediler. Biz onu yaptık ve albümün prodüktörü de bu şarkıyı çok sevdi. Böylece ilk albüme girmiş oldu.

Tatil planların neler?
O kadar büyük bir istek yok içimde bu konuda… “Süper cool adamım, tatile matile gitmiyorum” diye söylemiyorum bunu da gerçekten. Öyle bir şey değil çünkü! Çok ihtiyacını hissetsem, yapardım galiba. Çalışmadığım zaman, uyanıp evde amaçsız koltukta oturduğumda, kendimi çok kötü hissediyorum.


Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Temmuz 2010 Röportajları
« Yanıtla #1 : 16 Ağustos 2010, 00:16:51 »
Ttnet Müzik (Siz sordunuz Emre Aydın cevap verdi)

1- Ilahe Pasayeva: Ben Azeriyim. Benim düşüncemde sen Türk rockunun kralısın. Bu sanat yolunda çok şeyleri kazandın. Peki, en büyük kaybın ne oldu? Seni seviyorum, beğenerek dinliyorum. Azerbaycan olmasa bile Rusya'da konser verirsen çok mutlu olurum.


Teşekkürler. Birazcık özgürlüğümden kaybettim o kadar. Bu meslek dünyanın en kolay mesleği olmasa da ne kadar rahat bir hayat sürebileceğiniz ve nelerden olacağınız aslında sizin bakış açınızla ilgili. Zamanla insan alışıyor zorluklarına da. Hem Azerbaycan hem Rusya planlarımız arasında mevcut.

2- Hazel Başer: Türkiye'de bir rekora imza atıp 1.000.000 hayrana sahip olmak nasıl bir duygu?


Gurur verici elbette. Her şeyden önce yapmaya çalıştım şeyin, anlatmaya çalıştıklarımın birileri tarafından anlaşıldığını bilmek harika bir his. Anlayan ve Facebook kullanan insan sayısının 1.000.000 hatta daha fazla olduğunu görmek apayrı bir onur.


3- Sefa Özer: Bütün albümlerindeki şarkıları göz önüne alarak aralarından en çok sevdiğin ve zevk alarak söylediğin şarkı hangisidir?


Hiç duraksamadan "Ayrı Ayrı" diyebilirim. Her zaman söylemekten çok keyif aldığımı söyleyemem ama şarkının moduna yakın bir moddaysam inanılmaz keyif alıyorum. Kendi yazdığınız şarkı bir süre sonra şarkı gibi tınlamamaya başlar. En azından benim açımdan böyle bu. Ama "Ayrı Ayrı" hala "başkasının şarkısı" gibi.

4- Sinem Boy: Şu anda 29 yaşındasın ve hayatını müziğe adamış durumdasın. Söylediğine göre vaktinin büyük bir kısmını mesleğinde başarılı olmak için çalışarak geçiriyorsun. Peki, merak ediyorum hiç mesleğinin hayatından çaldığını düşündün mü? Yani müzisyen olunca "müzikten başka bir şeye vakit ayıramıyorum, hayatımda sadece müzik var ve müzikle yaşlanmak istemiyorum. Doya doya hayatımı eğlenceli bir şekilde yaşamak istiyorum" dediğin anlar oldu mu?


Hayır olmadı. Aslında bu konuda şanslıyım çünkü müzik dışında yapmaktan çok keyif aldığım bir şey yok. Elimde bir gitar yoksa evde, yeni bir albüm dinliyor oluyorum. Ya bir konser DVD'si izliyor oluyorum ya da şarkı sözlerine vakit harcıyorum. Ve dediğim gibi bunlardan daha keyifli bir şey yok benim için. En azından 29 yaşında yok.

5- Mahmut Acıoğlu: Benim Emre ağabeye sormak istediğim soru şu: "emre aydın" tam olarak nasıl bir müzik kariyeri hedefliyor? Yani gelecekte tam olarak "emre aydın" bu çizgide mi devam edecek yoksa zaman ilerdikçe yeniliğe açık olacak mı?


Yeniliğe açık biriyim. Ama çizgim yapay bir çizgi olmadığından, yani "ben şöyle bir şey yapayım" diye çıkmadığım için yola, ne tür bir "yeni bir şey" denersem deneyeyim illa ki o "çizgi" bir miktar kendini muhafaza eder diye düşünüyorum. Daha büyük bir kariyer hedefliyorum elbette. Ama "daha büyük"ten kastım gerçekten daha büyük bir kariyer. Bakalım zaman gösterecek.

6- Aslıhan Ezber: Bugüne kadar pek çok albüm yaptınız. Hepsi de her yaştan dinleyenlerin oldukça beğenisini kazandı. Özellikle Kâğıt Evler albümünüze diğerlerinden daha farklı bir duygu hâkim sanki. Kızgınlık ve sitemden çok; aşk ve özlem ön planda. Bir rock albümünün her yaştan insanı bu kadar derinden etkilemesi gerçekten olağanüstü bir şey. Diğer rock sanatçılarından bambaşka bir yere sahipsiniz. 52 yaşındaki babamın bile beğenisini kazanmış bir sanatçı olarak bunu nasıl başardığınızı çok merak ediyorum. Yani bu şarkıları gerçekten hissetmek, hani derler ya "yaşanmışlıklardan yara almak" mı önemli? Cevabımı yanıtsız bırakmayacağınızı umuyorum. Sevgilerle.


Özel bir yöntemim yok. Zaten bence "özel bir yöntem" yok. Ama dediğiniz gibi gerçek hisleri anlatmak önemli. Bir şekilde dinleyici şarkının gerçek olup olmadığını anlıyor. Çok nadirdir kurgu bir şarkı yazdığım. Genellikle ne anlatıyorsam hep başımdan geçmiş oluyor o anlattığım. Kurgu üzerine kurulmuş bir diskografi de pek sıcak tınlamıyor zaten açıkçası bana.

7- Damla Akkuş: İngilizce albümünde Türkçe albümlerindeki parçaların İngilizceleri olacak mı, yoksa bağımsız besteler mi olacak?


Bir iki şarkı aynı olabilir ama genelde farklı şarkılar olacak. Biz millet olarak çok özel ve çok farklı bir müzik zevkine sahibiz. Ve aslında ne seviyorsak o büyük oranda sadece bize ait. İngilizce albüm farklı olacak yani. Büyük bir heyecanla ve hevesle Britpop albümü yapıyorum.

8- Ezgi Er: Afili Yalnızlık albümü ile Kâğıt Evler albümü arasında 4 yıllık bir zaman zarfı var. Ben Kâğıt Evler albümünü daha çok sevdim, karşımda daha olgun bir Emre Aydın, daha olgun bir albüm gördüm. Bunun sebebi aradan geçen zaman mı, yoksa başka nedenler de olabilir mi?

Kâğıt Evler'i ben de daha çok seviyorum. Aslında bunun birçok sebebi olabilir. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum sürekli. O dört yıllık süreç Kâğıt Evler'e yansımış olabilir mesela. Olgunlaşmışımdır sanırım dediğiniz gibi. Bir de bu kez albümde birlikte çalışacağım isimleri kontratım değil ben seçtim. Mutlaka etkisi vardır.


9- Ceren Altuntaş: Ülkemizde kendi dilimizde bile müzik yapıp sektörde tutunmak çok zorken, sen İngilizce albüm yapma aşamasındasın. Ama tüm bu önyargılara rağmen senin başarılı olacağına inancımız sonsuz. Fakat sence Türkiye'de insanlara İngilizce şarkı dinletip sevdirmek mi daha zor olur? Yoksa İngilizce konuşulan bir ülkede Türk olarak şarkılarını kabul ettirmek mi?


Ne kadar iyi bir soru bu. Teşekkür ederim. Türkiye'de insanlara İngilizce işleri dinlettirmek ve sevdirmek gerçekten çok zor. Bunun bir sürü sosyolojik sebebi vardır mutlaka onları bilemem ama benim yapmaya çalıştığım şey zaten bu değil. Türkçe albüm yapmaya elbette devam edeceğim. İngilizce albüm tamamen yurt dışı için yapılıyor. Elbette Türkiye'den ne kadar çok insan ilgi gösterirse o kadar mutlu olurum ama dediğim gibi oradaki hedefim başka. Başka bir ülkede Türk olarak şarkılarını kabul ettirmek ne kadar zor onu şu an kestiremiyorum ama kolay olmadığı kesin. Falling Down çıktığında Türk olduğum için bir sıkıntı yaşamadım ama MTV'den ödül alınca bir iki yabancı kaynaktan etnisite tabanlı yorumlar okudum hakkımda ki gayet "ciddi" kaynaklardır aslında.


10- Zeynep Kobal: Geçtiğimiz günlerde resmi internet sitenizi 10 dilde yayına açtınız. Bununla da hedefinizin yurtdışına açılmak olduğunu göstermiş oldunuz. Peki, bu girişimle yapmış oldugunuz 2 başarılı albümden sonra Emre Aydın'ı ve yaptığı müziği Türkiye'de yeteri kadar tanıttığınızı düşünüp MTV ödülünden sonra açılan yurtdışı kapısını değerlendirmek mi istediniz, sizce MTV ödülü size yurtdışında başarılı olma garantisi sunmak için yeterli mi?

Hiçbir ödül size bir garanti sunmaz ama bir sürü kapı aralar. MTV ödülü çok önemli bir dönüm noktası oldu aslında şu an çok fark edilmese de. Ama dediğim gibi MTV ödülü bile size bir şeyin garantisini sunmaz. Ondan sonrasını kendiniz halletmeniz gerekir. Ve bundan sonra bu başarının devamı gelmezse bu benim sorumluluğum ya da başarısızlığım olur. Umarım bir gün ek olarak 10 dilde daha yayına sokmaya mecbur kalırız.

Alıntıdır.