Emre Aydın

Gönderen Konu: Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları  ( 4315 Okunma )

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #10 : 16 Ağustos 2010, 15:38:32 »
Pal FM röportajı

Esin Görür ve Yasemin Şefik’in sunduğu 3’ü 1 Arada her Cuma ünlü bir konukla hafta sonunu karşılamaya devam ediyor. "Kağıt Evler” isimli yeni stüdyo albümüyle Emre Aydın da Pal FM'deydi

Sevdiğim Şeyi Yapıyorum!

Slov şarkılarıyla müzik severleri mest eden Emre Aydın’a mutlu bir şarkı yapıp yapmayacağını sorduk ve cevabı “hayır yapmayacağım” oldu. “Nasıl şeyler dinlemekten keyif alıyorsam, o tarz şarkılar yapıyorum. Anlatmayı sevdiğim duygular bunlar ve bu sebeple şimdilik öyle bir çalışma içinde değilim. Sevdiğim şeyi yapıyorum” dedi.

Çok Aradım!

Dört senelik bir ara sonrasında yeni albümünü sevenleriyle buluşturan Emre Aydın, “böylesine uzun bir ara olacağını düşünmemiştim ama böyle oldu. İyi bir prodüktörle çalışmak için çok aradım, müzik şirketim için de öyle. Dışarıdan profesyonel ve beni yönlendirebilecek gözlere ihtiyacım vardı ve bu sırada onları bulmakla meşguldüm. Bulduktan sonra da albümü tamamladık zaten!” dedi.

Serdar Ortaç İdeal!

Emre Aydın Çeşme’de bir kumsalda Serdar Ortaç eşliğinde dans eder mi sorusunaysa “Hayır” diyen Emre Aydın, Serdar Ortaç eşliğinde dans edip, eğlenmediğini, ama bu tarz bi’ eğlence için de en ideal ismin Serdar Ortaç olduğunu söyledi. Eğlenceli vakit geçirmek içinse arkadaşlarıyla sohbet etmeyi tercih ettiğini sözlerine ekleyen Emre Aydın, esprileriyle stüdyoyu kahkahalara boğdu.

Aydın’da Olmuyor Bir Türlü!

Albüm turnesine başlayan Emre Aydın, birçok ilde konserler verecek. Yoğun bir katılım gören konserlerinde en çok hangi ilden reaksiyon aldığını sorduk ve ilginç bir cevap aldık: “Afili Yalnızlık” albümüm patladığı zaman yine birçok ilde konser vermiştik. Albüm sonrasında konserlere gelen dinleyici sayısı çok fazla artmıştı ama Aydın’da konserlerim hep boş geçti. Kaç kere konsere gittim, hep aynı şeyle karşılaştım ve hala nedenini anlamadım…

Eski Sevgilisine Şarkı Yazan Tek Müzisyen Değilim!

Hayranlarının mailleri arasından sorularla devam eden programda, bir dinleyicinin, eski sevgilisinin fanlarından biri olup olmadığı yönündeki sorusunaysa, gülerek cevaplayan Emre Aydın, “hayır tabii ki değildi, hatta bu ülkeden bile değildi” şeklinde açıklık getirdi. Şarkılarını eski sevgilisine yazması sebebiyle devamlı bu konuda sorularla karşılaşan Emre, “eski sevgilisine şarkı yazan tek insanmışım gibi davranılması çok komik, herkes eski yeni, bir şeye birilerine hissettiklerini paylaşıyor, bunun neden konu edildiğini bile anlamıyorum” dedi.



Çevrimdışı ·haleuysal·

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 8879
  • Rep puanı: 239
  • Cinsiyet: Bayan
  • Müzik eğer aşkın gıdasıysa, durmadan çalsın...
    • hale uysal
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #11 : 27 Ağustos 2010, 18:53:07 »
Emre Aydın - Hürriyet Gazetesi / Kelebek Röportajı (06.04.2010)

Şarkılarımı şimdi evli olan eski aşkıma yazdım !

Röportaj: Sinem VURAL / 6 Nisan 2010

2006 yılında yayınladığı ilk solo albümü “Afili Yalnızlık” ile müzik piyasasının altını üstüne getiren Emre Aydın, tam dört yıl suskun kalarak hayranlarını çıldırttı. Ve sonunda vuslat zamanı geldi, “Kağıt Evler” albümü ile 1 Nisan’da müzik marketlerde yerini aldı.

“Bu Yağmurlar”dan başlayalım önce... Nedir bu anne faktörü?   

- şarkının içinde “anne” sözü geçsin diye uğraşmadım aslında. Ama hani en zor anınızda, kendinizi çok kötü hissettiğinizde yanınızda genellikle anneniz olur ya, bu şarkıda da böyle bir anne öğesi var. Aşk şarkısı duymak isteyenleri bu anne öğesinin biraz rahatsız ettiğinin farkındayım. Ama ince hesaplarla şarkı yazmıyorum.

Zaten her başı sıkışan erkek annesine koşmaz mı?

- Sadece erkeklerin değil kadınların da doğasında bu var. Kimisi ailesinin önemini 30’unda fark eder, kimi 40’ında...

Siz kaç yaşınızda fark ettiniz?

- 20’li yaşlarımın başlarında. Gerçi hâlâ 20’li yaşlarımdayım.

ŞARKILARIM YÜZÜNDEN ARIZA ÇIKARMAYAN KIZ YOK

Bu albümdeki şarkı sözlerinde hep sevgiliye duyulan özlem ve onun evlendiğini duyunca yaşanan hüsran var. Kim bu kadın?

- şarkıların hepsi de tek bir kadına yazıldı. Geçmişte yaşanmış, uzun bir ilişkiydi. ılk albüm öncesinde başlayan ve iki albüm arasındaki dört yılda biten bir ilişki. Lastik gibi uzayan ve sonunda biten bir ilişki.

Evlendi mi sonunda?

- Evet.

Ne yaptınız, ayrıldıktan sonra “Hadi ona şarkılar yazayım” mı dediniz?

- Akılda kalmaya değer hikayeler size şarkı yazdırıyor aslında... Başlarken tüm şarkılar ona yazılsın diye yola çıkmadım, kendiliğinden yollarını buldular.

Bu kadar duygusal mısınız?

- şarkı yazmak, durumları abartarak yapılan bir eylem. Mutsuz hissettiğinde yazmak daha kolay olduğundan böyle şarkılar çıkıyor. Ama sürekli ağlayan biri değilim.

Eski sevgiliye şarkı yazıyorsunuz, hayatınıza yeni giren insan arıza çıkarmıyor mu?

- Çıkarıyor, çıkarmayan olmadı bugüne kadar. “Bunu kime yazdın, aranızda ne oldu?” gibi sorular geliyor. Sonrasında da “Benim şarkım hangisi, bana ne zaman şarkı yazacaksın?” diyorlar.

Ya sizin hayatınızdaki kadın böyle şarkılar yazsa?

- Ben arıza çıkarmazdım herhalde. “Hâlâ devam eden bir şey mi?” diye sorardım, o kadar.

THE TRUMAN SHOW’DA GİBİ HİSSEDİYORUM

Şu anda hayatınızda biri var mı?

- Yok.

“Bu şarkıyı bana mı yazdın?” diye gelen eski sevgiliniz oldu mu hiç?

- O bana olmuyor nedense... Acaba ünlü değilim de albümleri kimse dinlemiyor mu? Fanlar aynı, gazeteciler aynı, sahneler aynı diye The Truman Show’daymışım gibi hissediyorum bazen!

Ya o ardından şarkı yazılan kadın çıkıp gelse, “Beni hâlâ seviyor musun?” diye sorsa...

- “Sevmiyorum” derim. Bitmiş gitmiş, evlenmiş. Herkes eski sevgilinin fotoğraflarına bir şekilde bakar, olmadı şimdi ne yapıyor diye Facebook’ta arar. Arada ben de yapıyorum, “yapmıyorum” diyen yalan söyler. Ama bu anlık bir duygu.

YAŞLILIK STRESİNE GİRMEYE BAŞLADIM

Albümün isim şarkısı “Kağıttan Evler”... Neden onu seçtiniz?


- Kağıttan ev yapmak zordur, kolay yıkılır. Bu konsept ve şarkının sözleri de albümü anlatır nitelikteydi. Ben bir de sözlerin tınılarına dikkat ederim. Güzel tınlıyordu, birden albümün adı oldu.

Sözlerde yaşlanmaya da göndermeler var. Yaşlanma stresine girdiniz mi?

- Ufak ufak girdim galiba. Karizmatik kellik, çizgilerin belirginleşmesi “yaşlanıyoruz” dedirtiyor bazen.

Albümde Cemali’nin “Duymak ıstiyorum”unu da yorumluyorsunuz. Neden bu şarkıyı seçtiniz?

- Benim için ilk albümümdeki “Hareket Vakti” gibi kült olan şarkılardandı. Cemali’yi Amerika’da bulduk ve izin aldık, sağ olsunlar kırmadılar.

YURTDIŞINDA RICKY MARTIN’DEN SONRA TARKAN GELİYOR

Bir süre önce “Falling Down” adlı ıngilizce bir single yayınladınız. Neden Türkiye’de tanıtılmadı o?


- MTV Europe’da ödül aldıktan sonra Sony International Genel Müdürü “Yurtdışı için ne yapabiliriz?” diye sordu. Hazır böyle bir kapı aralanmışken biz de ısveç’te ıngilizce parça yaptık. şarkıyı uzun süre elimizde tuttuk, geçtiğimiz ay iTunes’ta yurt dışı pazarı için satışa sunuldu. Zaten Türkiye’de ıngilizce parçayı içinde oryantal ritimler olmadan yürütemezsiniz. Ama yurtdışında iyi gidiyor satışları. şu an yurtdışında büyük gençlik dizilerinde şarkıyı yayınlatmaya çalışıyoruz, ünlü bir isimle de stratejik olarak bir düet yapılacak. Ondan sonra ıngilizce albüm çıkacak. Bundan sonra başarısızlık olursa da, o benim başarısızlığımdır.

Bunları yapmazsak olmaz diyorsunuz...

- Sonuçta denizde kum, Amerika ve Avrupa’da şarkıcı. Bu stratejik adımları atmak gerek.

Yurtdışına çıkan bir Tarkan örneği var elimizde...

- Bence o işte bir yanlış anlama var. Tarkan orada ne kadar tanındığını anlatamadı bence. Benim gördüğüm ve duyduğum, dünyada Ricky Martin’den sonra en çok tanınan ikinci erkek sanatçı olduğu...

EUROVISION’A UYGUN DEĞİLİM

Bir ara Eurovision konusunda sizin de adınız geçmişti. Türkiye’yi böyle bir yarışmada temsil etmek ister misiniz?


- Hangi mesleği yapıyor olursa olsun, ülkesini temsil etmek herkesin isteyeceği bir şeydir. Ama ben ülkemi farklı şekilde temsil etmek isterim. Eurovision’a katılsam mutlu olamam, mutlu olmazsam da projeye inanmam. Dolayısıyla bu yarışma için Türkiye’deki sanatçıların üçte ikisi benden daha iyi bir seçim olur.

Baskıya gelemeyenlerden misiniz siz de?

- Gelirim ama bir şarkının ısmarlama olmamasını tercih ederim. Eurovision’a uygun değilim. Orada dünyanın en güzel şarkısıyla yarışsam bile bu iş bana mantıklı gelmiyor.



* Alıntıdır

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

Çevrimdışı ·haleuysal·

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 8879
  • Rep puanı: 239
  • Cinsiyet: Bayan
  • Müzik eğer aşkın gıdasıysa, durmadan çalsın...
    • hale uysal
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #12 : 28 Ağustos 2010, 03:10:49 »
12.04.2010 - Aksiyon Haber Dergisi Röportajı

Bir kötü albüm yapın ve görün; kalabalık mı kalıyor?
 
Genç sanatçı Emre Aydın, 4 yıl sonra ikinci albümü ‘Kağıt Evler’ ile müzikseverlerin huzurunda. Peki o, bu albümünü nereye koyuyor? 

Emre Aydın, ilk albümü Afili Yalnızlık’la, kaliteli şarkıların, alışılagelenden farklı bile olsa, 120 binlik satışıyla, sahibini bulduğunu gösterdi. 4 yıl sonra yeni albümü Kağıt Evler’le çıkagelen genç sanatçı, ‘sözlerine’ kaldığı yerden devam ediyor. Yeni albümünde müzisyen yanına da vurgu yaparken; “Bir kötü albüm yapın ve görün; kalabalık mı kalıyor?” cümlesiyle, bulunduğu yerin farkında olduğunu gösteriyor.
 

 -Yola çıkarken yazdığın şarkılar ‘alternatif’ sayılabilirdi. Popülerlik kazandıktan sonra kendine yönelik değerlendirmen ne?

 Bana göre tek ölçü, iyi şarkı yazmak. Afili Yalnızlık, popülerlik kazanınca, onun çok sorgulamasını yapmıyorsunuz. Yapılan işi kontrol de edemiyorsunuz. Farklı bile dursa, demek ki sevdiğim şarkılar, toplumun zevkine uygunmuş.
 

-Tersine çevirelim soruyu. Bu kadar genç olmana rağmen şarkılarını üst noktalara taşıyarak yaşla ve tecrübeyle ilgili ön kabulleri yıktığını düşünüyor musun?


‘Abi çok iyi şarkı oldu; ama bunu anlamazlar’… Bu tip cümleler, stüdyolarda çok kurulur. Buna hiçbir zaman inanmadım. Siz yapın; iyi olduğunu düşünüyorsanız, sonuç iyi olmasa da vicdanen rahat olduğunuz için problem olmuyor. O iş gidiyor. Afili Yalnızlık’ın en metafor yüklü ve ‘Bunu anlamazlar’ denilen şarkısı ‘Bu Kez Anladım’dır. Albümün promosyonu bittiğinde sadece videolandırmak istediğimiz için ona video çektik ve o şarkı belki de Afili Yalnızlık’tan daha fazla rotasyon aldı.

 -‘Kaybettim kendimi hükümsüzdür’ ifadesi bir motto (slogan) hâline geldi…

 Evet. Küçümsememek lazım insanları. Bir iktisat kuramı; arz, talebi doğuruyor. Ama doğruyu vermeden nasıl bilebilirsiniz? Bir de ‘Biz çok daha kalitelisini yazardık; ama toplum anlamaz’ sözüne katılmıyorum. Siz sunduğunuzun arkasında durmakla yükümlüsünüz.

-Şarkılarındaki niteliğe toplum kayıtsız kalmayınca, müzik camiasında sana yönelik bakış açısının değiştiğini gözlemledin mi?

 Evet, aynen öyle oluyor. Bu Yağmurlar’ı çıkış şarkısı olarak Sony çekti. Kayıt aşamasında miyoplaşıyorsunuz. Çünkü şarkıdaki gitarla bile günlerce uğraşıyorsunuz. Bu Yağmurlar’ı kimse kolay kolay, dört yıl aradan sonra, çıkış şarkısı olarak seçmez. Sony, şarkı sözlerine ve havaya vurgu yapmak için seçti. Unkapanı’na bu albümü verseydim, seçecekleri 3-4 şarkı belliydi. Ben plak şirketi sahibi olsam, Bu Yağmurlar’ı iki kere düşünürdüm. Çünkü radyo şarkısının soundu (ses) daha basit ve daha az depresiftir.
 
 -Müzikte alternatif alanın ana akımla bitişmeye başladığını düşünüyor musun? Dinleyicinin niteliğinin de artmasıyla ilgili...

 Her zaman kurulan bir ‘Geriye gidiyoruz’ cümlesi vardır. Öyle olsa, bahsettiğiniz durum olmazdı. Satışlara bakarsanız büyük bir sıçrama yok; ama alternatif olanın ‘main stream’e (ana akım) dönmesi nitelik olarak çok açık görünüyor.

  -Kağıt Evler’in prodüksiyonu için neden İsveç’i seçtin?

 Kağıt Evler’den önce İsveç’te İngilizce single (tek parça) kaydettik. Oradaki ekibimin dörtte üçü yabancıydı. Kağıt Evler’in prodüktörü Mats Valentin’dir. İngilizce single’ım Falling Down’u, Mats’le yaptıktan sonra, Türkçe albümü de çok güzel yapabileceğini fark ettim. Algıları çok açık. İlk yaptığım kayıtlar güzel olmadı. ‘Bu işler Türkiye’de olmuyor’ demek değil bu. Soundçu değilim; ama daha güzel bir sound olmalıydı. Afili Yalnızlık’ı seviyorum; ama 2006’da dünyada çıkan bir pop-rock albümünün soundu daha güzel gelir.

 -Yaşanmışlığı çok önemsiyorsun. Bunun izini sürüyor, gerektiğinde kazıp bulmaya çalışıyorsun. Bu albüm için de aynısını söyleyebilir misin?

 Geçmişi sorgularken, bugüne tutunma çabasını anlatma hâli hep var. Bana şarkı yazdıran duygu, o. Kağıt Evler’in alt teması da unutmaya çalışmak; ama unutamamaktır. O duygu üzerine ‘kağıt ev’ inşa edilmiştir. Ama tüm bunlar içinde ‘büyüme’ kavramı da var. Bu Yağmurlar, direkt bunun üzerine kurulu.
 
 -Hayatındaki çatlaklardan hep hüzün sızıyor. Bunun kaderin olduğunu kabul ettikten sonra, kâğıda ve notaya dökebilmen de bir hediye belki. Bu albümde yaratıcıya ettiğin teşekkürün bununla bir ilgisi var mı?
 
 O teşekkür, benim her albümümde var. Ama şunu vicdani olarak söylemeliyim. Şarkı sözü abartılır. Bu albüm, Afili Yalnızlık’tan daha kişisel ve gerçek bir albüm oldu. En güzel anlatabileceğiniz hikâye, kendi hikâyenizdir. Başka maceralar peşinde koşmaya gerek yok. Kurgulayabilirsiniz -kurgu yok bu albümde, Afili Yalnızlık’ta bir tane vardı-; ama o kurgu da bir şekilde sizi etkileyen bir hikâye olmalı ki gerçek olsun.
 
 -Bu albümde daha evcilsin. Bu Yağmurlar’da, ‘annen için’ olan yanın, albümün bütününü dedene ithaf etmeye varıyor. Etrafın bu kadar kalabalıklaşırken, eve dönmeyi neden bu kadar istiyorsun?

 Kalabalığa aldırmamak en basit çözümdür.
 
 -Seni kibirli göstermez mi?

 Turneye giden de, televizyona çıkan da, suratına boya sürülen de sizsiniz. Neticede bu işin içindesiniz. Orada bir sürü insan çalışıyor. O insanlar belki o kalabalığın içinde olmaktan mutlu değil! Kalabalıkta olmak, maneviyatınızı da onun içine sokmayı gerektirmiyor. Gerek de yok. Orası bir sahne. İki kötü albüm yapın, görün bakalım kalabalık mı kalıyor! İki tane bile değil. Bir tane…
 
 -Evcillik vurgusunun güçlü olmasının sebebi ne?

 Bunu sen söyleyince fark ettim. Ve çok doğru.
 
 -‘Annem için’ derken, ona neyin karşılığını vermek istiyorsun?

 Herhâlde, o yaşınızın başındaki rakamın 3’e dönmesiyle (30’lara adım atma) alakalı. Anne, orada caydırıcı güçtür. Özellikle uçurum kenarında tutunuyorsanız, sizi engelleyenlerin başında anne gelir. ‘Çok kişisel oldu, çok şık olmadı’ gibi çevremden birkaç ses yükseldi. Ama odur. Başkasını aramaya gerek yok! O evcillik de yaşla ilgili. Şimdi konuşunca fark ediyorum.
 
 -Kelimelerin anlatıyor ki kalbin âdeta sığınağın. ‘Alıştım Susmaya’ şarkındaki şu dize de bunu söylüyor: “Üşürsen söyle hemen. İçimin camları kapansın”. Sığınılmaya yetecek, korunaklı bir yer midir kalbin?

 Aynen öyledir. Susmaya alışmayı tercih ediyorum nedense. Muhtemelen daha yıpratıcı, bu. Bazen deli gibi anlatmak istersiniz. O tip krizlerde belki anlatırım; ama onun dışında hep o camları kapamayı tercih ederim. Cereyan yapıyorsa, iki kapı ya da pencere birbirinden habersiz açık unutulmuştur. Çok içinde olmak istediğim bir durum değil.

  -Kendinden çok, içindekini üşütmemek isteği…

 Hem o var, hem kendini koruma var. Bazen tüm bunlar fayda etmiyor. Bittiyse, bitiyor. Terk edilen psikolojisidir -ben de yaşadım onu-, giderken son bir laf daha söyleyeyim… Bitmişse bitmiştir zaten. Söylediğiniz şeyler, bir tek sizin için kıymetli. Camları kapatmamak iki taraf için de eziyet oluyor. O eziyeti zaten camı kapatsanız da, kapatmasanız da çekeceksiniz.
 
 -Şarkılarını her kim ise sadece ‘o’na söylüyor gibisin. Bunu binlerce insanın dinliyor olmasını, ‘o’ nasıl karşılıyordur?

 Orada yalnızca benim ağzımdan ‘o’nu dinliyorlar. Dolayısıyla bu, aldatıcı. Dinleyiciyi, iyilik meleğine dönüştürüyorsunuz. Karşı tarafta da bir hayalet var ve nefret ediliyor. Neyi, kimden daha fazla biliyorsunuz da, ne kadar anlatacaksınız? Afili Yalnızlık’ta bir iki şarkımda kendimi ‘o’ tarafın yerine koyunca, ‘Bana yazılmamış olabilir mi?’ diye düşünürdüm.

 -Karşılaşmaları çok seviyorsun. Geçmişi kesip atmaman da, bundan gibi geliyor. ‘Son defa’ diyorsun; ama o karşılaşmaları yaşama isteğin, bu sözü geçersiz kılıyor…

 Aynen öyle… ‘Son defa’ lafı tıraş! (Gülüyor) Bir son olamıyor. Çok kaba bir tabir; ama hakikaten ‘tıraş’. Son defa neden birini görmek isteyesiniz?
 
 -Karşılaşmaları neden seviyorsun?

 Demek ki kafamda tamamlanmamış o hikâye.
 
 -Bitirmeyi mi sevmiyorsun?

 Her şey için konuşamam; ama o hikâye sanırım doğru bitmemiş.
 
 - Şarkı sözlerinden gidelim… ‘Öyle sana benzeyen her şey gibi/Erirken ben avuçlarında’… Kendini teslim etmeyi seviyor musun?

 Sevmiyorum aslımda. Engel olamadığımdan. Çıkardığım çıngarların esas sebebi de o. Kontrollü davranmak, rasyonel olarak doğru. İstemeye istemeye teslim olursanız, bir süre sonra o işin cılkı çıkıyor. Kendi hayatınızın iplerini emanet edince, benim için meseleye dönüşüyor. Karşı tarafın sürekli o ipi çekmesi, orijinli.
 
 -Feridun Düzağaç’ın şarkısındaki gibi ‘Olmaktan korktuğum yerdeyim, sendeyim. Al beni ne yaparsan yap’ teslimiyeti.

 Ama oradayken, korktuğunu da söylemeden geçmiyor (Gülüyor). Mesele, korku olmuş. Zaten Feridun abinin şarkıları çok şey özetler. Onun ‘Yürüdüm’ünü dinledikten sonra yazdım ‘Bu Yağmurlar’ı.
 
 -Bu albümde yağmurdan hareketle arınma duygusu da karşımıza çıkıyor. Dört senede kendini yorgun hissettiğinde nerelerde mola verdin?

 Aslında dinlenemedim. Beni esas, ‘Bu albümü kimle yapacağız, nasıl olacak?’ gibi sorular, kurumsal problemler yordu. Kendi şarkılarımı söylemek benim hayalimdi. Hakikaten yorgunum; ama İngilizce albümü yapacağız diye o kadar heyecanla uyanıyorum ki! İsveç’te 1965’ten beri en soğuk kışmış. 12’den 3’e kadar hafif aydınlık, sonrası zifiri karanlık. O kadar yoruluyorduk; ama sabah olunca şarkı miksleyeceğiz diye sevinçle karşılıyordum.
 
 -Hayatı durdurmak sana göre değil mi?

 Sıkılıyorum. ‘Neden o zaman bugünü yaşadım?’ diye düşünüyorum.
 
 -Bunu düşünürken, nasibinin o sıkıntı olduğunu da kabulleniyor musun?

 Yapabileceğiniz başka bir şey yok. Kendimize bir şey anlatamadığımız gibi, başka insanlara da kendimizi ne kadar anlatabiliyoruz ki? İkimiz de mavi olduğunu görüyoruz; ama ikimizin gördüğü mavi aynı değil. Bilemeyiz. Nokta. Buna kafayı takmanın bir anlamı yok.
 
 -Bu albümde CemAli’den, çok sevdiğimiz ‘Duymak İstiyorum’u cover’ladın (tekrar yorumlama). Şarkıya mesafe koymuş gibisin…

 O, şarkıya fazla saygı duyduğum için olabilir. Çok net söylüyorum CemAli’nin versiyonunu bin kere tercih ederim. Bu ‘Zamanımız yoktu abi, yapamadık’ da değil. Dünya kadar zamanımız vardı, yapamadık. O şarkı olmuyor. Ben o şarkı yüzünden prodüktör değiştirdim.
 
 -Neden vazgeçmedin?

 Çok seviyorum çünkü. Orijinalini bilmeyin, gayet güzel gelir kulağa. Ama ben mesela Hareket Vakti’ni de Umay Umay’dan tercih ederim.
 
 -“Kağıt evler içinde/Ateş yakmak gibi ısınmak için/Sana gelmek böyle işte”… O evin tutuşacağını bile bile yapabilir misin bunu?

 Hem evin yanacağını bilip hem de ısınmak istemek… Yakarım ya! Bir kere yaktım daha önce… Hep şimdi düşünüyorum.
 
 -Nasıldı?

 Zordu… Ama çok güzel bir özgüven veriyor sonrasında.  Kendim için ‘Vay be’ dediğim tek andır. ‘Tam dört yıl oldu’… (Gülüyor, şarkısının adıyla cevap veriyor.)
 
 -O şarkıda vurucu bir başka metafor ‘iğne sessizliği’…

 Edip Cansever’in ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’ında, Ruhi Bey bir kadına kafayı takıyor. Kadın terzide çalışıyor. Ruhi Bey de kapının önünde buna bakıp bakıp gidiyor. Bir de kötü niyetle baktığı için esnaf rahatsız oluyor ve dövüyorlar hatta. Ama terzinin içindeki sessizlikten etkilenerek, o metaforu koydum.
 
 -Bülent Ortaçgil der ya; ‘Sessizlikte insan belki aradığını duyar/Ama her kulak işitmez’. Sen işitmeye çalışanlardan mısın?
 
 Özeti odur zaten. Bir ülkenin geleceğiyle ilgili bir toplantının olduğunu düşünün; oradaki sessizlik anı aslında olayın gidişatını belirler. Sevgilinizle ilk kez dışarı çıktığınızda aklınızda kalanlar hep o sessizlikler olur.
 
 -“Son defa görsem seni/Kaybolsam yüzünde/Son defa yenilsem sana/Hiç anlamasan da…” ‘Karşılaşmak’tan korktuğun zamanlar oldu mu?

 Tabii canım. Onun zaten çekiciliği o. İstiyorsunuz ama karşılaşınca güvercin misali kenara kenara… Biriyle nerede karşılaşacağınız da bellidir

* Alıntıdır


Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

Çevrimdışı ·haleuysal·

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 8879
  • Rep puanı: 239
  • Cinsiyet: Bayan
  • Müzik eğer aşkın gıdasıysa, durmadan çalsın...
    • hale uysal
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #13 : 28 Ağustos 2010, 03:35:25 »
Trendy Dergisi









Trendy Dergisi Röportajı

Beklenen albüm geldi

Emre Aydın'ın 4 yıl aradan sonra "Kağıt Evler" adlı albümü çıktı. Şarkı kayıtlarının İsveç'te yapıldığı albüm bu yılda damga vuracağa benziyor. "Albümdeki bütün şarıları seviyorum. Arkasında durabileceğim, içime sinen bir iş yaptım" diyor Emre Aydın.

Albümden bahseder misin?

Albümde 10 şarkı var. "Afili Yalnızlık"tan 4 yıl sonra çıkmış oldu. 4 yıl tamamen müzikal hazırlıkla geçmedi tabii. Kurumsal birçok sıkıntı yaşadım. Plak şirketim ve menajerlik şirketim değişti. Dolayısıyla iki albüm arası çok uzunmuş gibi görünse de, müzikal anlamda o kadar uzun değil. Her şey normal şekilde devam etseydi, albümün 2 yıl içerisinde çıkması gerekiyordu. Aslında "Kağıt Evler " için bir sürü problemle uğraştım. Albümü İsveç'te kaydetmek zorunda kaldım.
 
Neden?

İsveç'te yurtdışı projemi Mats Valentin prodüktörlüğünde yapmıştım. Tüm şarkılarım neredeyse hazırdı. Fakat bir prodüktörle çalışmam gerekiyordu albümün hazır olması için. Benim istediğim zaman ve şekilde olmayacak gibi gözüküyordu. O yüzden mecbur kaldım İsveç'te hazırlamaya. O riski de almak istedim. Çok sound delisi biri değilim ama daha modern bir sound olsun istiyordum. Aynı şeyi yapacaksak, tekrar yapmamızın bir anlamı yok. Ben şarkılar için elimden geleni yaptım. Genelde başka ülkelerde kaydedilen albümler daha yabancı olur. Onu engellemek için de devamlı orada kaldım. İş yapılırken adamların başlarında dikildim. Bir süre sonra onlar da alıştı ve bitirdik albümü.
 
Klip "Bu Yağmurlar" şarkısına çekildi. Farklı bir klip olmuş.

Murat Küçük çekti klibi. Gerçekten çok iyi hazırlandı. Yurtdışında tanıdığı bir görüntü yönetmeni vardı onu çağırdı, bütün ekibi çok iyi organize etti. Oyuncuları çok aradı ve özel yüzler buldu. Çok güzel bir şey oldu. Benim de çok içime sindi. Klip tamamen Murat Küçük'ün başarısı.
 
"Beni Unutma" şarkın dijital ortamda yayıldı. Sonrasında ise *'in "Durma Yağmur" adlı şarkısı çıktı. İki şarkının da müzikleri aynı. İşin aslı nedir?

Müzik, Yunan bir şarkının müziği. Ben o şarkıyı yapıyordum. Şarkıyı yapmaya İsveç'te devam ettim. Ama * önce davranıp şarkıyı yapmış.
 
Albüme o yüzden mi koymadın?

Evet çünkü haklarını almışlar.
 
"Tam 4 Yıl Olmuş Dün" isimli şarının hikayesi nedir?

O şarkı albümdeki en kişisel şarkı. 4 yıl önce yaşamış bir şeyin o gece hatırlanıp şarkı olmuş hali.
 
Turneler 14 Nisan'da başlıyor. Ne kadar hızlısın!

Tanıtım turnesi yapacağız. Bir albümü tanıtmanın en iyi yolu, maddi kısımlarını geri plana atıp oradan bir şey beklemeyip ne kadar çalabilirseniz o kadar çalmak. Bir albümün beğenilip beğenilmemesi bir zaman gerektiriyor. O süreci hızlandırmak için yapabileceğiniz en iyi şey birebir temasla albümü duyurmak. Dolayısıyla gidebildiğimiz her yere gidip şarkılarımızı dinletmemiz gerektiğini düşünüyorum. İlk albüm içinde ufacık ses sistemi kurabileceğimiz her yere gittik. O yaptığınız işe ne kadar inandığınız ve yaptığınız işi ne kadar duyurmak istediğinizle alakalı bir şey. Şimdi de Nisan'da gidiyoruz, Mayıs'ın ilk haftasına kadar devam edeceğiz. Ondan sonra üniversite şenliklerinde olacağız. Sonra da promosyona devam edeceğiz. Turne çok önemli.
 
8 yıldır profisyonel olarak bu sektörün içerisindesin. Bu 8 yıl sana neler öğretti?

O kadar çok şey öğreniyorsunuz ki! Hiçbir şeyin kesin olmadığını, hiç kimsenin de tam olarak güvenilir olmadığını çok iyi öğretiyor. Sabırlı olmayı öğreniyorsunuz. Bir süre sonra deriniz kalınlaşıyor. Çünkü her şey, herkesin gözü önünde oluyor. Siz başarılı olduğunuzda da insanların gözü önünde oluyor, başarısız olduğunuzda da. Dünyanın hiçbir yerinde herkes tarafından sevilen grup ya da şahıs yoktur. Dolayısıyla topluluk ikiye ayrılıyor. Bir kısım devamlı sizi yormak için uğraşıyor. Sadece iyi tarafa bakıp mutlu olmak çok mantıklı değil. Çünkü o sizi motive eder ama çok ileriye itemez. Eksiklerinizi görmeyi engeller. Sadece kötü tarafa bakıp mutsuz olmanın da bir anlamı yok. Her şeyi dengeleyip devam edebilmeyi öğreniyorsunuz. Bazen kulağını tıkamayı, bazen de gereğinden çok açmayı öğreniyorsunuz. Bir de duruluyorsunuz. Ne aşamaya geldiğinizi en çok yazdığınız şarkılar anlatıyor aslında. "Şimdi şöyle bir albüm yapayım" diye planlayıp yapmıyorsunuz albümü. 6'ncı Cadde'nin albümünden 2 şarkıyla şimdiki "Kağıt Evler" albümümden 2 şarkıyı çalsak o büyümüşlük, durağanlaşmışlığı hissedersiniz. Bu iş acayip yorucu bir iş. Dolayısıyla bir sürü artısı ve eksisi var. Sevdiğim için olumsuz yanlarını pek görmüyorum. Sevmem yeterli. İsveç'te 20 derecede kayıt yaptık. 12 saat çalıştık. Otele gidip 3-4 saat uyuyordum. O kadar az uyuyup sabah uyandığında; "Bugün yeni bir şey yapacağız" diye yataktan hevesle kalkmak çok güzel bir his. Başka bir iş yapsaydım böyle bir şey yaşamazdım. O yüzden artısı daha çok bende.
 
İngilizce albüm projen de var...

MTV ödülünü aldıktan sonra MTV Türkiye'nin de desteğiyle bir sürü kapı açıldı. "Single ve albüm yapacağım" dedim ve yapacağım. İstediğiniz kadar yarışma kazanın siz arkasını dolduramazsanız o kalıyor. Dolayısıyla İngilizcce albüm için müzikal ekibi oluşturmak, doğru şarkıları bulmak, çalışmak çok kolay olmuyor. "Falling Down" diye bir single'ım çıktı benim. Yurtdışında tüm radyolara dağıtıldı. Şu anda da durumu gayet iyi. İngilizce albüm yüzünden "Kağıt Evler" gecikti zannedenler oldu. Onunla alakası yok. Yakında bir tane daha single gelecek, bir tane tüet olabilir uluşlararası bir artistle. Ondan sonra da İngilizce albüm gibi görünüyor durumlar. Her şey çok net değil ama bir şeyler olacak.
 
"Bu Yağmurlar" listelerde 1'inci sıraya yerleşti. Neler hissediyorsun?

Bütün radyo ve TV'lerin klipleri ne kadar yayınladığını gösteren bir sistem var. O listede birinci oldu şarkı. Esas mutluluk veren şey de o. "Afili Yalnızlık" tan sonra ilk çıkış parçamızla kaldığımız yerden devam edebilmek çok güzel. Çünkü zordur. Genelde 2'nci albüm paranoyası yaşarsınız. Önemli olan o başarıyı devam ettirebilmektir. "Bu Yağmurlar" çok güzel gitti. Çok da beğenildi. Beni son günlerde en çok mutlu eden gelişme de o.
 
Diğer şarkıların arasından "Bu Yağmurlar" a klip çekmeye nasıl karar verdin?

Son anda karar verildi zaten. Bütün şarıları bir şekilde seviyorsam koyuyorum. Hiçbir zaman; "Bunu beğenirler" diye bir ölçütüm olmuyor. Onu düşünüp albüme şarkı koyan bir sürü kişi var ve tutturanlar da oluyor. Bence o çok sağlıklı değil, şarkınızı kendiniz beğenmiyorsanız, arkasında duramazsınız. "Bu Yağmurlar şu an listelerde birinci ama hiçbir şey de olamayabilirdi. Ama ben onu seviyorum. Güzel olduğunu düşünüyorum. Elimden gelenin de en iyisini yaptım. "Kağıt Evler" de 10 tane şarkı var. 10 şarkıyı da seviyorum. "Afili Yalnızlık"ta da hepsini seviyorum. 6'ncı Cadde albümünde de şu an hepsini sevmiyor olsam da içinde 4-5 tane çok iyi şarkılar var. O zaman da hepsini sevmiştim. O düşünce insanı rahatlatıyor. Biri çıkıp; "Böyle şarkı mı olur" dediğinde benim için güzel deyip geçebiliyor ve takılmıyorsunuz.
 
"Kağıt Evler" nasıl bir ruh hali ile yazıldı?

Onu İsveç'te yazdım. İsveç çok karanlık. Gündüz 3'ten sonra güneşi göremiyorsunuz. 1960 yılından sonraki en kötü kışa denk geldik. Devamlı kar fırtınası vardı. Hava eksi 15 olduğunda insanlar mutlu oluyor. Aklımda vardı aslında. Genelde şablonu hafızamda taşıyorum.
Mesela şimdi de 2-3 gündür düşündüğüm bir şarkı şablonu var kafamda. Genelde öyle çalışıyorum. Temayı biliyorum sonrasında sözlerle, detaylarla ilgileniyorum. Bu şarkıyı Türkiye'de kaydetsek daha değişik bir şarkı olurdu muhtemelen.
 
"Afili Yalnızlık" albümünde 6 video çektin. Yeni albümünün sürece uzadı diye mi bu kadar çok video çektin? Yoksa planlanmış bir şey miydi?

Şarkıları sevdiğim, TV'de gördüğümde de rahatsız olmayacağım için bir sürü video çektim beğenildiğini düşündüğüm şarkılara. Amacaım bu albümü de çıkarıp aslında hiç ara vermeden devam etmekti. Ama olmadı. Her şey planladığınız gibi gitmiyor. Muhtemelen bunda da öyle olacak.
 
Kemikleşmiş bir hayran kitlen var. Neler hissediyorsun?

Çok güzel bir his. 6'ncı Cadde albümü basılmadı. "Afili Yalnızlık" albümümde o kitle oluştu. Şimdi ilk defa bir kitlem varken bir şey yaptım. Ondan önce hiçbir güvencem yoktu. Şimdi o güven hissi çok güzel. Geçtiğimiz günlerde hayranlarım büyük bir çalışma yaptılar. Kendi aralarında afiş basmış ve 7-8 tane büyük ilde bütün sokakları afişlemişler. Yaptırmak isteseniz o kadar iyi yaptıramazsınız. O çok güzel bir şey. Ama; "Benim yaptığım nasıl olsa beğenilecek, bir kitlem var" diye oraya yaslanıp elinizden gelenin en iyisini yapmamanız uzun vadede kaybettirecek bir şey.
 
Emre Aydın ismi artık herkes tarafından biliniyor. Bu sana ne gibi sorumluluklar getirdi? Nelere dikkat ediyorsun?

Biraz daha dikkatli konuşuyorum. Aile şarkıcısı olma çabam hiç olmadı ama 12 13 yaşında beni dinleyen bir sürü insan olduğunun da farkındayım. O yaşta oldukları için çok etkileniyorlar. Bu yüzden söylediklerime dikkat etmem gerekiyor. Söylediğiniz şey bin yere gidebiliyor. Bunu dikkat etmem gerektiğini bana kimse söylemedi ama bu benim açımdan bir otokontrol oldu.
 
Bazen rahatsız olduğun oluyor mu?

Hayır ama yorulduğunuz oluyor. Bu aslında hemen hemen herkeste var. Ailecek bir aile ziyaretine gittiğinizi düşünün oradaki küçük çocukla konuşurken de, oynarken de dikkatlisiniz. Benimki de o refleks. Çok farklı bir şey değil. Ama bu devamlı olduğu için bir süre sonra yorucu oluyor. Bu özellikle yapmaya çalıştığım ve çok efor sarf ettiğim bir şey değil. En yorucu yanı çok fazla iletişim içindesiniz. Bu aslında menajerlerin şikayet etmesi gereken bir şey. Bir yere girdiğinizde herkesin size bakmasından rahatsız oluyorsunuz ilk başlarda. Ama sonraları ona da alışıyorsunuz. Ben zaten genelnde şapka ve gözlükle dolaşırım. Kocaman bir gözlüğüm var zaten yüzüm görünmüyor. Sadece "Bu nasıl bir kıyafet" diye bakıyorlar. arkadaylarınızla bir yere gidip bir şeyler yemek çok kolay olmuyor. Gittiğiniz yere 2 kez düşünüp gitmeniz gerekiyor. Normal şartlarda çok rahat yapabileceğiniz bir şeyi o kadar rahat yapamıyorsunuz. Buna örnek gece yarısı İstiklal Caddesi'nde yürümek de olabilir. Bunlara zamanla alışıyorsunuz.
 
Medyada özel hayatınla hiç yer almadın...

Çok dikkat ediyorum. Başıma bir kez geldi. Sahne ekibimle dışarıya çıkmıştık. Ses mühendisim ve sevgilisi de vardı. Bir kez yemek yedik.l Orada paparazzilerin olabileceğini hiç düşünmedim. Tahmin ediyorum ki mekanın sahibi haber verdi magazin muhabirlerine. Ses  mühendisim; "Kameralar var" dedi ve panik oldu. Yanımda 4 yıldır sahnede birlikte çaldığım arkadaşlarım vardı. Ama erkek değil, bayandılar. Tabii bu durum onlar için haber niteliği taşıyor. Beni durdurdular, yemek yediğimizi söyledim. Arkadaşlarımı tanıttım ama o kısmı göstermediler.
"Yalnızlıktan bahseden Emre Aydın'ı hoş bayanlarla yakaladık" diye hiç hoş olmayan bir haber çıkmıştı. Nerede kamera olduğunu zaten hemen hemen herkes bilir. Ama gerçekten takip ettikleri insanlar da var. Ben bu konuda çok problem yaşamadım.
 
Kliplerine ve albüm fotoğraflarına baktüğımızda hep sert duruşlu bir Emre Aydın görüyoruz. Gülmekten hoşlanmıyor musun?

Gülüyorum aslında. Ben fotoğraf çektirmeyi sevmiyorum. Fotoğrafçımız geldi ve bana bakıp; "Sen fotoğraf çektirmeyi hiç sevmiyorsun. Bana hiç gülme. Hatta biraz sert bak bana görüntü ver" dedi. O seriyi öyle çektik. Ek olarak da biri fotoğraf çekerken; "Gülümseyin" dendiğinde gülmek çok yalan oluyor. Gülerken çekerse süper. Deklanşöre basılana kadar 2-3 saniye geçiyor ya, orada bile çok kasılıyorum. Yoksa sert görüneyim diye bir derdim yok. Mesela konser fotoğraflarında hiç öyle bir şey yok. Devamlı somurtmuyorum.
 
Eurovision şarkısını nasıl buldun?

Fazla yüklenildi bence Manga'ya. Şarkının iyi ve kötü olduğuyla ilgili artık çok fazla konuşmaya gerek yok. Bir şarkı binlerce insana göre dünyanın en iyi şarkısıdır, binlerce insana göre de tam tersidir. Ama bir şeçim yapıldı. Onlar da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Neden o kadar beğenilmediğini de anlamıyorum. "Manga şarkısı gibi değil" diyorlar ama bence gayet Manga şarkısı. Başarılar dilemekten başka bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Çünkü artık şarkı da belli, grup da belli. Tutup da onları yerden yere vurmaya gerek yok. "Eurovision Şarkıları" diye bir albüm çıksa ben gidip o CD'yi almam ama seçilmiş insanların o kadar yerden yere vurulmasına gerek yok. Bizim milletimiz böyle. Haberleri  olmayan bir şeye katılıp kazanırsanız o zaman sizi sahiplenirler.
 
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fan club'a teşekkür ediyorum. Ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar çünkü. Teşekkür etmek çok boş kalıyor. Onları 4 yıl ara  verince kızdırdım. Ama o 4 yıl benim elimde olan bir şey yoktu. Bundan sonraki albüm için ekstra bir sorun çıkmazsa beklemeden gelecek.
 
Emre aydın'ın dergideki sözleri
 
*, müziğin haklarını benden önce aldığı için "Beni Unutma" adlı şarkıyı albüme koymadım.
 
Elimden gelenin en iyisini yaptım. Şarkıların hepsini çok seviyorum.


* Alıntıdır

Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum

Çevrimdışı ·haleuysal·

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 8879
  • Rep puanı: 239
  • Cinsiyet: Bayan
  • Müzik eğer aşkın gıdasıysa, durmadan çalsın...
    • hale uysal
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #14 : 28 Eylül 2010, 02:05:48 »
Blue Jean Dergisi










MK (Milliyet Kardeş) Dergisi








Kalbimde ruhunu duymak istiyorum

Gözümde gözünü görmek istiyorum