12.04.2010 - Aksiyon Haber Dergisi Röportajı
Bir kötü albüm yapın ve görün; kalabalık mı kalıyor?
Genç sanatçı Emre Aydın, 4 yıl sonra ikinci albümü ‘Kağıt Evler’ ile müzikseverlerin huzurunda. Peki o, bu albümünü nereye koyuyor?
Emre Aydın, ilk albümü Afili Yalnızlık’la, kaliteli şarkıların, alışılagelenden farklı bile olsa, 120 binlik satışıyla, sahibini bulduğunu gösterdi. 4 yıl sonra yeni albümü Kağıt Evler’le çıkagelen genç sanatçı, ‘sözlerine’ kaldığı yerden devam ediyor. Yeni albümünde müzisyen yanına da vurgu yaparken; “Bir kötü albüm yapın ve görün; kalabalık mı kalıyor?” cümlesiyle, bulunduğu yerin farkında olduğunu gösteriyor.
-Yola çıkarken yazdığın şarkılar ‘alternatif’ sayılabilirdi. Popülerlik kazandıktan sonra kendine yönelik değerlendirmen ne?
Bana göre tek ölçü, iyi şarkı yazmak. Afili Yalnızlık, popülerlik kazanınca, onun çok sorgulamasını yapmıyorsunuz. Yapılan işi kontrol de edemiyorsunuz. Farklı bile dursa, demek ki sevdiğim şarkılar, toplumun zevkine uygunmuş.
-Tersine çevirelim soruyu. Bu kadar genç olmana rağmen şarkılarını üst noktalara taşıyarak yaşla ve tecrübeyle ilgili ön kabulleri yıktığını düşünüyor musun?
‘Abi çok iyi şarkı oldu; ama bunu anlamazlar’… Bu tip cümleler, stüdyolarda çok kurulur. Buna hiçbir zaman inanmadım. Siz yapın; iyi olduğunu düşünüyorsanız, sonuç iyi olmasa da vicdanen rahat olduğunuz için problem olmuyor. O iş gidiyor. Afili Yalnızlık’ın en metafor yüklü ve ‘Bunu anlamazlar’ denilen şarkısı ‘Bu Kez Anladım’dır. Albümün promosyonu bittiğinde sadece videolandırmak istediğimiz için ona video çektik ve o şarkı belki de Afili Yalnızlık’tan daha fazla rotasyon aldı.
-‘Kaybettim kendimi hükümsüzdür’ ifadesi bir motto (slogan) hâline geldi…
Evet. Küçümsememek lazım insanları. Bir iktisat kuramı; arz, talebi doğuruyor. Ama doğruyu vermeden nasıl bilebilirsiniz? Bir de ‘Biz çok daha kalitelisini yazardık; ama toplum anlamaz’ sözüne katılmıyorum. Siz sunduğunuzun arkasında durmakla yükümlüsünüz.
-Şarkılarındaki niteliğe toplum kayıtsız kalmayınca, müzik camiasında sana yönelik bakış açısının değiştiğini gözlemledin mi?
Evet, aynen öyle oluyor. Bu Yağmurlar’ı çıkış şarkısı olarak Sony çekti. Kayıt aşamasında miyoplaşıyorsunuz. Çünkü şarkıdaki gitarla bile günlerce uğraşıyorsunuz. Bu Yağmurlar’ı kimse kolay kolay, dört yıl aradan sonra, çıkış şarkısı olarak seçmez. Sony, şarkı sözlerine ve havaya vurgu yapmak için seçti. Unkapanı’na bu albümü verseydim, seçecekleri 3-4 şarkı belliydi. Ben plak şirketi sahibi olsam, Bu Yağmurlar’ı iki kere düşünürdüm. Çünkü radyo şarkısının soundu (ses) daha basit ve daha az depresiftir.
-Müzikte alternatif alanın ana akımla bitişmeye başladığını düşünüyor musun? Dinleyicinin niteliğinin de artmasıyla ilgili...
Her zaman kurulan bir ‘Geriye gidiyoruz’ cümlesi vardır. Öyle olsa, bahsettiğiniz durum olmazdı. Satışlara bakarsanız büyük bir sıçrama yok; ama alternatif olanın ‘main stream’e (ana akım) dönmesi nitelik olarak çok açık görünüyor.
-Kağıt Evler’in prodüksiyonu için neden İsveç’i seçtin?
Kağıt Evler’den önce İsveç’te İngilizce single (tek parça) kaydettik. Oradaki ekibimin dörtte üçü yabancıydı. Kağıt Evler’in prodüktörü Mats Valentin’dir. İngilizce single’ım Falling Down’u, Mats’le yaptıktan sonra, Türkçe albümü de çok güzel yapabileceğini fark ettim. Algıları çok açık. İlk yaptığım kayıtlar güzel olmadı. ‘Bu işler Türkiye’de olmuyor’ demek değil bu. Soundçu değilim; ama daha güzel bir sound olmalıydı. Afili Yalnızlık’ı seviyorum; ama 2006’da dünyada çıkan bir pop-rock albümünün soundu daha güzel gelir.
-Yaşanmışlığı çok önemsiyorsun. Bunun izini sürüyor, gerektiğinde kazıp bulmaya çalışıyorsun. Bu albüm için de aynısını söyleyebilir misin?
Geçmişi sorgularken, bugüne tutunma çabasını anlatma hâli hep var. Bana şarkı yazdıran duygu, o. Kağıt Evler’in alt teması da unutmaya çalışmak; ama unutamamaktır. O duygu üzerine ‘kağıt ev’ inşa edilmiştir. Ama tüm bunlar içinde ‘büyüme’ kavramı da var. Bu Yağmurlar, direkt bunun üzerine kurulu.
-Hayatındaki çatlaklardan hep hüzün sızıyor. Bunun kaderin olduğunu kabul ettikten sonra, kâğıda ve notaya dökebilmen de bir hediye belki. Bu albümde yaratıcıya ettiğin teşekkürün bununla bir ilgisi var mı?
O teşekkür, benim her albümümde var. Ama şunu vicdani olarak söylemeliyim. Şarkı sözü abartılır. Bu albüm, Afili Yalnızlık’tan daha kişisel ve gerçek bir albüm oldu. En güzel anlatabileceğiniz hikâye, kendi hikâyenizdir. Başka maceralar peşinde koşmaya gerek yok. Kurgulayabilirsiniz -kurgu yok bu albümde, Afili Yalnızlık’ta bir tane vardı-; ama o kurgu da bir şekilde sizi etkileyen bir hikâye olmalı ki gerçek olsun.
-Bu albümde daha evcilsin. Bu Yağmurlar’da, ‘annen için’ olan yanın, albümün bütününü dedene ithaf etmeye varıyor. Etrafın bu kadar kalabalıklaşırken, eve dönmeyi neden bu kadar istiyorsun?
Kalabalığa aldırmamak en basit çözümdür.
-Seni kibirli göstermez mi?
Turneye giden de, televizyona çıkan da, suratına boya sürülen de sizsiniz. Neticede bu işin içindesiniz. Orada bir sürü insan çalışıyor. O insanlar belki o kalabalığın içinde olmaktan mutlu değil! Kalabalıkta olmak, maneviyatınızı da onun içine sokmayı gerektirmiyor. Gerek de yok. Orası bir sahne. İki kötü albüm yapın, görün bakalım kalabalık mı kalıyor! İki tane bile değil. Bir tane…
-Evcillik vurgusunun güçlü olmasının sebebi ne?
Bunu sen söyleyince fark ettim. Ve çok doğru.
-‘Annem için’ derken, ona neyin karşılığını vermek istiyorsun?
Herhâlde, o yaşınızın başındaki rakamın 3’e dönmesiyle (30’lara adım atma) alakalı. Anne, orada caydırıcı güçtür. Özellikle uçurum kenarında tutunuyorsanız, sizi engelleyenlerin başında anne gelir. ‘Çok kişisel oldu, çok şık olmadı’ gibi çevremden birkaç ses yükseldi. Ama odur. Başkasını aramaya gerek yok! O evcillik de yaşla ilgili. Şimdi konuşunca fark ediyorum.
-Kelimelerin anlatıyor ki kalbin âdeta sığınağın. ‘Alıştım Susmaya’ şarkındaki şu dize de bunu söylüyor: “Üşürsen söyle hemen. İçimin camları kapansın”. Sığınılmaya yetecek, korunaklı bir yer midir kalbin?
Aynen öyledir. Susmaya alışmayı tercih ediyorum nedense. Muhtemelen daha yıpratıcı, bu. Bazen deli gibi anlatmak istersiniz. O tip krizlerde belki anlatırım; ama onun dışında hep o camları kapamayı tercih ederim. Cereyan yapıyorsa, iki kapı ya da pencere birbirinden habersiz açık unutulmuştur. Çok içinde olmak istediğim bir durum değil.
-Kendinden çok, içindekini üşütmemek isteği…
Hem o var, hem kendini koruma var. Bazen tüm bunlar fayda etmiyor. Bittiyse, bitiyor. Terk edilen psikolojisidir -ben de yaşadım onu-, giderken son bir laf daha söyleyeyim… Bitmişse bitmiştir zaten. Söylediğiniz şeyler, bir tek sizin için kıymetli. Camları kapatmamak iki taraf için de eziyet oluyor. O eziyeti zaten camı kapatsanız da, kapatmasanız da çekeceksiniz.
-Şarkılarını her kim ise sadece ‘o’na söylüyor gibisin. Bunu binlerce insanın dinliyor olmasını, ‘o’ nasıl karşılıyordur?
Orada yalnızca benim ağzımdan ‘o’nu dinliyorlar. Dolayısıyla bu, aldatıcı. Dinleyiciyi, iyilik meleğine dönüştürüyorsunuz. Karşı tarafta da bir hayalet var ve nefret ediliyor. Neyi, kimden daha fazla biliyorsunuz da, ne kadar anlatacaksınız? Afili Yalnızlık’ta bir iki şarkımda kendimi ‘o’ tarafın yerine koyunca, ‘Bana yazılmamış olabilir mi?’ diye düşünürdüm.
-Karşılaşmaları çok seviyorsun. Geçmişi kesip atmaman da, bundan gibi geliyor. ‘Son defa’ diyorsun; ama o karşılaşmaları yaşama isteğin, bu sözü geçersiz kılıyor…
Aynen öyle… ‘Son defa’ lafı tıraş! (Gülüyor) Bir son olamıyor. Çok kaba bir tabir; ama hakikaten ‘tıraş’. Son defa neden birini görmek isteyesiniz?
-Karşılaşmaları neden seviyorsun?
Demek ki kafamda tamamlanmamış o hikâye.
-Bitirmeyi mi sevmiyorsun?
Her şey için konuşamam; ama o hikâye sanırım doğru bitmemiş.
- Şarkı sözlerinden gidelim… ‘Öyle sana benzeyen her şey gibi/Erirken ben avuçlarında’… Kendini teslim etmeyi seviyor musun?
Sevmiyorum aslımda. Engel olamadığımdan. Çıkardığım çıngarların esas sebebi de o. Kontrollü davranmak, rasyonel olarak doğru. İstemeye istemeye teslim olursanız, bir süre sonra o işin cılkı çıkıyor. Kendi hayatınızın iplerini emanet edince, benim için meseleye dönüşüyor. Karşı tarafın sürekli o ipi çekmesi, orijinli.
-Feridun Düzağaç’ın şarkısındaki gibi ‘Olmaktan korktuğum yerdeyim, sendeyim. Al beni ne yaparsan yap’ teslimiyeti.
Ama oradayken, korktuğunu da söylemeden geçmiyor (Gülüyor). Mesele, korku olmuş. Zaten Feridun abinin şarkıları çok şey özetler. Onun ‘Yürüdüm’ünü dinledikten sonra yazdım ‘Bu Yağmurlar’ı.
-Bu albümde yağmurdan hareketle arınma duygusu da karşımıza çıkıyor. Dört senede kendini yorgun hissettiğinde nerelerde mola verdin?
Aslında dinlenemedim. Beni esas, ‘Bu albümü kimle yapacağız, nasıl olacak?’ gibi sorular, kurumsal problemler yordu. Kendi şarkılarımı söylemek benim hayalimdi. Hakikaten yorgunum; ama İngilizce albümü yapacağız diye o kadar heyecanla uyanıyorum ki! İsveç’te 1965’ten beri en soğuk kışmış. 12’den 3’e kadar hafif aydınlık, sonrası zifiri karanlık. O kadar yoruluyorduk; ama sabah olunca şarkı miksleyeceğiz diye sevinçle karşılıyordum.
-Hayatı durdurmak sana göre değil mi?
Sıkılıyorum. ‘Neden o zaman bugünü yaşadım?’ diye düşünüyorum.
-Bunu düşünürken, nasibinin o sıkıntı olduğunu da kabulleniyor musun?
Yapabileceğiniz başka bir şey yok. Kendimize bir şey anlatamadığımız gibi, başka insanlara da kendimizi ne kadar anlatabiliyoruz ki? İkimiz de mavi olduğunu görüyoruz; ama ikimizin gördüğü mavi aynı değil. Bilemeyiz. Nokta. Buna kafayı takmanın bir anlamı yok.
-Bu albümde CemAli’den, çok sevdiğimiz ‘Duymak İstiyorum’u cover’ladın (tekrar yorumlama). Şarkıya mesafe koymuş gibisin…
O, şarkıya fazla saygı duyduğum için olabilir. Çok net söylüyorum CemAli’nin versiyonunu bin kere tercih ederim. Bu ‘Zamanımız yoktu abi, yapamadık’ da değil. Dünya kadar zamanımız vardı, yapamadık. O şarkı olmuyor. Ben o şarkı yüzünden prodüktör değiştirdim.
-Neden vazgeçmedin?
Çok seviyorum çünkü. Orijinalini bilmeyin, gayet güzel gelir kulağa. Ama ben mesela Hareket Vakti’ni de Umay Umay’dan tercih ederim.
-“Kağıt evler içinde/Ateş yakmak gibi ısınmak için/Sana gelmek böyle işte”… O evin tutuşacağını bile bile yapabilir misin bunu?
Hem evin yanacağını bilip hem de ısınmak istemek… Yakarım ya! Bir kere yaktım daha önce… Hep şimdi düşünüyorum.
-Nasıldı?
Zordu… Ama çok güzel bir özgüven veriyor sonrasında. Kendim için ‘Vay be’ dediğim tek andır. ‘Tam dört yıl oldu’… (Gülüyor, şarkısının adıyla cevap veriyor.)
-O şarkıda vurucu bir başka metafor ‘iğne sessizliği’…
Edip Cansever’in ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’ında, Ruhi Bey bir kadına kafayı takıyor. Kadın terzide çalışıyor. Ruhi Bey de kapının önünde buna bakıp bakıp gidiyor. Bir de kötü niyetle baktığı için esnaf rahatsız oluyor ve dövüyorlar hatta. Ama terzinin içindeki sessizlikten etkilenerek, o metaforu koydum.
-Bülent Ortaçgil der ya; ‘Sessizlikte insan belki aradığını duyar/Ama her kulak işitmez’. Sen işitmeye çalışanlardan mısın?
Özeti odur zaten. Bir ülkenin geleceğiyle ilgili bir toplantının olduğunu düşünün; oradaki sessizlik anı aslında olayın gidişatını belirler. Sevgilinizle ilk kez dışarı çıktığınızda aklınızda kalanlar hep o sessizlikler olur.
-“Son defa görsem seni/Kaybolsam yüzünde/Son defa yenilsem sana/Hiç anlamasan da…” ‘Karşılaşmak’tan korktuğun zamanlar oldu mu?
Tabii canım. Onun zaten çekiciliği o. İstiyorsunuz ama karşılaşınca güvercin misali kenara kenara… Biriyle nerede karşılaşacağınız da bellidir
* Alıntıdır