Emre Aydın

Gönderen Konu: Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları  ( 4315 Okunma )

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« : 15 Ağustos 2010, 23:06:30 »
AKŞAM | CUMARTESI | 03 NİSAN 2010, CUMARTESİ
              İskandinav havası Emre Aydın'a yaradı.


'Afili Yalnızlık' isimli ilk albümü ile büyük bir hayran kitlesi edinen ve müzik kariyerinde hızla yol alan Emre Aydın'ın ikinci albümü, hüzünlü ve karanlık tonuyla 'Kağıt Evler' karşımızda.

ajansemreİlk albümü 'Afili Yalnızlık'ın üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına rağmen albüme de adını veren o şarkı, hafızalardaki yerini hala koruyor. Karanlık ve biraz da depresif şarkılarıyla tanınan Emre Aydın aynı zamanda iyi de bir hikaye anlatıcı... Şarkı yazarkenki en güçlü motivasyonunun 'iyi bir şarkı yazmak' olduğunu söyleyen Emre Aydın, 'Peki ya aşk, hisler?' diye sorunca, cevaplıyor: 'Başkalarına aşkı anlattığımı düşünmüyorum. Ama nedense böyle bir algı var. Protest şarkılardan hoşlanmıyorum, müzik dinlerken keyif almak isterim. Neşeyi de üzerine konuşulacak bir şey olarak görmüyorum. Geriye karanlık ve hüzünlü şeyler kalıyor. Evet, aşk şarkısı da var albümde ama ben bile kafamı takmıyorum buna' diyor.
Her ne olursa olsun aşkla karışık hüzün var albümde ve bolca da İskandinav etkisi!

- Perşembe günü ikinci albüm 'Kağıt Evler' piyasaya çıktı. İlkinin başarısından sonra ikincisi için stres yaşadınız mı?
Aslında oldukça rahatım. Albümün ilk klip şarkısı 'Bu Yağmurlar'ın başarılı olması bizi çok rahatlattı. İkinci albüm sendromu zaten yaşamamıştım ama yine de içimi rahatlattı bu...

- 'Afili Yalnızlık'tan sonra sıkı bir dinleyici kitleniz oldu, bunun rahatlığı da olsa gerek...
İlk defa, bir dinleyici kitlem olduğunu bilerek albüm yaptım. Eğer bir kitleniz yoksa borçla yapıyormuşsunuz hissi oluşuyor. Şarkıların 30'ar saniyelik bölümlerini internete yükledik ve insanların tepkilerini de ölçme şansımız oldu.

- Albümün ismi bir metafor mu? Ne kadar zor yapılsa da o kadar kolay yıkılır 'Kağıt Evler'...

Aynen öyle. 'Kağıt Evler' metaforunu bulana kadar, eksiksiz bir isim bulamamıştım. Hem bu albümün hem de genel müzikal duruşun tanımı olabilecek bir şey olduğu için bu ismi seçtik.

HERKESİN FRENLEYİCİLERİ VARDIR

- Albüm İsveç'te kaydedildi. Şarkılarınız zaten depresif ve melankoliktir. Üzerine bir de Kuzey Avrupa'nın karanlık ve depresif havası albüme yansıdı mı?
Tabii ki etkiledi. İskandinav ülkelerinin karanlığını ve soğuğunu hep duyardım ama gidip orada 2 ay kalınca ne demek olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. İsveç'i özellikle karanlık bir tarafı olduğu için tercih etmedim. Albümde birlikte çalıştığım prodüktör Mats Valentin için tercih ettim. Mats İspanya'da yaşıyor olsaydı ben de İspanya'ya giderdim.

- İskandinav topluluklar son dönemde müzik piyasasında hayli popüler. Onların dünyaya açılmasıyla, İskandinav etkisi de yaygınlaştı. Orada böyle bir izlenime kapıldınız mı
?
Dünyada müzik piyasasının İsveçli dolu olduğunu söyleyebilirim. Avrupa hatta Amerika'da pastada dilimleri çok büyük. Müzik piyasasında da, kim ne yapıyorsa İsveç'te yapmaya çalışıyor. Daha yetenekli oldukları için değil ama çok çalışkan ve vizyon sahibi oldukları için tercih ediliyorlar. Bakış açıları hem Amerikalı hem Avrupalı olduğu için orada genel bir artı değer var. İsveç'in ardından da Norveç zorluyor piyasayı. İsveç kazandığının yarısını yatırıma harcıyor. Bir binaya giriyorsunuz, yan yana 10 tane stüdyo var. Birinde country, birinde rock albümü kaydediliyor bir yandaysa biz, içinde ney olan 'Hoşçakal'ı kaydediyoruz. Bir acayip yani... Taksiye biniyorsunuz şoför de müzikten bahsediyor.

- İsveç'te müzik piyasası gelişirken diğer yanda telif hakları konusundaki düzenlemelere karşı gelişen Pirate Bay gibi oluşumlar da buradan çıkıyor. Bu karşı tavrı hissettiniz mi?
Pek hissetmedim. Marketin içinde çalışan ve oradan para kazanan insanlarla olduğum için bu tarz şeyleri fark etmedim. Müziğe ulaşmak herkesin hakkıdır ama kaynak olmayınca nasıl müzik yapılacak? Zaten indiriyorlar bir de tantanasını yapmaya gerek yok. Güzel kalitede platformlar oluşturmaya çalışılmalı bence. İnternet kullanıcıları çok fazla zamanı olan insanlar olarak görülse de durum öyle değil. Örneğin ben 'Bu Yağmurlar' ilk çıktığında uğur olsun diye bir platformdan indirmeye kalktım, kendi şarkımı satın alamadım! Çünkü teknik olarak bir sürü pürüz çıktı karşıma!

- Açılış şarkısı 'Bu Yağmurlar'da, avaz avaz haykırılan bir hüzün var. Uçurumun kenarına geldiğinizde tutunacak birini arıyor musunuz?
Şarkı sözü abartılarak yazılan bir şeydir. Zor zamanlarda arkadaşlarıma ya da anneme telefon açıp 'Uçurumun kenarındayım koşun' demiyorum tabii!

- Ama dinleyeler için öyle bir etkiyi yaratıyor!
Sanırım bu sadece dinleme anında geçerli bir etki. İnsanın en zor zamanlarında frenleyicileri olur hep. Şarkıda seslendiğim 'anne' de bunlardan biri. Bu tip depresif bir şey düşündüğünüzde perdenin altında tutuyorsunuz ve şarkı yazarken ortaya çıkıyor. Müzikle de birleşince o hüzün etkisi artıyor tabii...

'KAĞIT EVLER' DAHA İYİ BİR ALBÜM OLDU

- Şarkılarınız melankolik ve karanlık olduğu kadar içtendir de aynı zamanda. İki albüme dışarıdan bakınca ne hissettiriyor size?
'Kağıt Evler' kesinlikle daha iyi bir albüm. Birebir karşılaştırmadım ama birbirlerine yakın olduklarını düşünüyorum. Şarkı sözlerini karşılaştıracak olursam; daha  olgun olmuş. Bunu yazarken fark etmedim ama aradan 4 yıl geçti tabii... Vicdani olarak, içsel olarak yaptığınız işi siz bilirsiniz. İki albümden daha çok gurur duyacağım 'Kağıt Evler' olacaktır.

- Albümde yaş konusundaki göndermeler dikkat çekiyor hemen...

'Afili Yanlızlık'ı yazarken hep tamlamalar kullanarak anlatmak gibi bir sıkıntım olmuş. Anladım ki olayı ucuzlatmadan yalın biçimde yazmak önemli. Basit bir cümle derdinizi daha iyi anlatabiliyor.

Sürprizler tehlikelidir!

- Kayıt aşamasındaki sürprizler canınızı sıkar mı?

Hoşlanmıyorum ama çok sürpriz olur; vokalleri kaydederken bile nota sehpasında hep kalem durur her an bir şey yazabilirim diye. Sözleri söylerken bile değiştirdiğim oluyor. Kaç tane şarkın var sorusunun cevabı yok çünkü her birinin onar versiyonu var, hep sağından solunda çekiştiriyorum. Şansa bırakmak da istemem bazı şeyleri çünkü bir albüm hayatınız boyunca bir yerinizde duruyor. İçinde bir şey sizi rahatsız ederse bu ömrünüz boyunca kalır. Bu yüzden sürprizlerden hoşlanmıyorum.

- Peki ya hayattaki sürprizler?

Sürpriz tehlikeli bir şey! Sürpriz kelimesini duyunca gözü parlayan insanlardan değilim ama iyi bir sürprizden kim hoşlanmaz? Mesela sürpriz bir doğum günü partisine çok sevineceğimi sanmam ama arkadaşlarım beni düşündüğü için de iyi hissederim.

Twitter'da eğleniyorum

- Facebook'ta bol bol hayranınız  Twitter'da da aktif bir hesabınız var. İnternette vakit geçirmekten, bu sitelere bakmaktan keyif alıyor musunuz?
Sitemin webmaster'ı bana sürekli 'şu siteye gir, bu siteye bak' diyor. Daha önceleri onun bu isteklerini geçiştiriyordum ama sonra ben de ilgi duymaya, adapte olmaya başladım. Bir de bu bir ekip işi.
Biri bana 'Twitter'a girmen gerekiyor abi' dediyse girmem gerek! Sonradan bu sitelerde vakit geçirirken ben de eğlenmeye başladım. Beni dinleyenlerle iletişim kurmak açısından da o sitelerde yer almayı faydalı buluyorum.




Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #1 : 15 Ağustos 2010, 23:25:50 »
04.04.2010 - Powertürk Röportajı

EMRE AYDIN, KARİYERİNİN SES GETİREN İLK ALBÜMÜ “AFİLİ YALNIZLIK”IN ARDINDAN, ŞİMDİ DE “KAĞIT EVLER” ALBÜMÜ İLE BULUŞTU MÜZİKSEVERLER İLE. ŞU SIRALAR “BU YAĞMURLAR” PARÇASININ VİDEO KLİBİ İLE EKRANLARIMIZDA YER ALAN SANATÇI, ALBÜMÜ 1 NİSAN’DA YAYINLADI.

SEVENLERİNİZ SİZİ ÇOK ÖZLEMİŞLERDİ… ONLARI BİLGİLENDİRMEK İÇİN ALBÜMÜN HAZIRLIK SÜRECİ İLE BAŞLAYABİLİRİZ RÖPORTAJIMIZA.

“Kağıt Evler” albümümle yine sizlerle birlikteyim. Kayıtları yedi veya sekiz hafta sürdü. Matts Valantine prodüktörlüğünde gerçekleştirildi. Şarkı yazım aşaması için şunu söyleyebilirim, çeşitli aralıklarla yazıldı şarkılar. Oturup birden yazılmadılar. Dolayısı ile, şu kadar sürdü diyebileceğim bir şey yok. Yaklaşık bir yılda farklı farklı dönemlerde yazıldılar. “Geniş Zamanlar”, “Yok” ve “Kağıt Evler” İsveç’te yazıldı. “Kağıt Evler”, aynı zamanda albümün ismi de oldu. Bununla birlikte, kayda girmeden önce kafamda oluşan modern sonunda, çok özünü değiştirmeden, amaçladığım yeniliklere aslında “Kağıt Evler” ile tamamen ulaştım diyebilirim. Benim beğenilerime göre çok güzel bir albüm oldu. Teknik tarafı ve müzikal tarafından çok tatmin olmuş durumdayım.

İLK VİDEONUZ’U ALBÜMDEN ÖNCE YAYINLADINIZ. GERİ DÖNÜŞLER NASIL OLDU ?

İlk videomuz “Bu Yağmurlar” a çekildi. Şöyle ki, albüm çıkış döneminde çok miyoplaşıyorsunuz. Teknik ve diğer detaylarla uğraşmak, hangi şarkının güzel olduğunu söylemenize olanak tanımıyor. Dolayısı ile ilk klibin çekilmesinde, ekibimin çok büyük emeği var. İlk klip için “Bu Yağmurlar”ı seçtik. Murad Küçük yönetmenliğinde çekildi. O da çok beğenildi ve güzel gidiyor.

İLK ALBÜMDEN SONRA, BEKLENTİLER OLDUKÇA YÜKSEK OLMALI…

Aslında “Afili Yalnızlık” albümünden sonra, daha doğrusu başarılı olmuş ilk albümlerden sonra, genel bir kanı vardır ve insanlar yapabilecek mi yapamayacak mı diye çok merak eder sizin projenizi. O insanlar da ikiye ayrılır genelde. Yapabilmenizi umanlar ve umarım yapamamıştır diye bekleyenler. Güzel oldu, beğeniliyor gayet de. Kısaca güzel gidiyor her şey. “Kağıt Evler” ile ilgili bunu söyleyebilirim.

KLİP İÇİN EPEY EMEK HARCANMIŞ, OLDUKÇA SOĞUK BİR HAVADA ÇEKİLMİŞ…

“Bu Yağmurlar” ın videosunu Çatalca’da çektik. Murad Küçük yönetmenliğinde. Bir orman setimiz vardı, bir de özel bir set hazırlanmıştı oralarda çektik. Videoda iki küçük oyuncumuz var ve ben fazla olmadığım için, aslında onların videosu gibi duruyor. Benim çok içime sinen bir video oldu ve biliyorum ki Murad ‘ta çok titizlikle çalıştı. Onun da içine sindiğini düşünüyorum. Yabancı yapım bir video değil, yönetmenimiz dışında herkes Türk. Yani video yurt dışında çekilmiştir gibi bir izlenim de uyandırmak istemiyorum. Biraz zor oldu çekimler. Çok soğuk bir havada çektik, 20 saati aştı çekimler, bir de kar makinesi vardı, şimşek makinesi vardı, yağmur da yağdı gerçekten çok yıprandık ama bunlar şikayet konusu olmayacak şeyler. Kocaman bir ekip var, video çekimleri gerçekten çok zor oluyor. 50 kişilik bir ekip vardı neredeyse ve asıl onlar için çok zor oldu ve netice itibari ile de çok iyi bir iş çıktı ortaya.

ŞARKI’NIN HENÜZ ALBÜM ÇIKMADAN BU KADAR TANINMASI HAKKINDA NE SÖYLEYEBİLİRSİNİZ ?

Şarkının daha albüm çıkmadan dijital ortamda bu kadar tanınmasında benim fanlarımın büyük payı var. Şarkıyı olabilecek her yerde tanıttılar ve hatta her yeri posterlediler. Profesyonel bir ekiple çalışsanız bu kadar başarı elde edebileceğinizi düşünmüyorum. Bu onların başarısıdır. Türkiye’nin her yerinde şubeleri var. Paylaşabildikleri her yerden şarkıyı paylaştılar. Takım oyununda her dişli çalışınca başarı da gelmiş oluyor aslında, bu sadece şarkı ile ilgili bir şey değil. “Bu Yağmurlar” dan bahsetmiyorum, dünyanın herhangi bir yerindeki bir şarkıyı siz iyi sunmuyorsanız, arkasındaki insanlar iyi çalışmıyor ve bu işi istekle yapmıyorsa, o şarkı insanlara en azından zamanında ulaşamıyor. Dolayısı ile hem plak şirketim, hem ekibim, hem de fan’larımın başarısı bu. Buradan onlara ve tabi ki yeri gelmişken kendime de teşekkür ediyorum.

SEVENLERİNİZ KONSERLERİNİZİ DE MERAKLA BEKLİYORLAR. BURADAN ONLARI BİLGİLENDİRELİM İSTERSENİZ.

“Kağıt Evler” albümümün tanıtım turnesine Nisan ayı ortalarında başlıyoruz. Sanırım 15 ayaklı bir turne olacak ama sayı artabilir de azabilir de. Kısa zamanda yapacağız bunu.  İşin en keyifli kısmı sahnede olmak, performans yapmak, oradaki seyircilerle birlikte bir şey yapmak. Konser vermeyi sürdürmüştüm bu süreçte ama ayda bir iki konser yapıyorduk şimdi tekrar ekipçe yollara düşeceğimiz için heyecanlıyız.

EKİBİMİZ VE TAKİPÇİLERİNİZ ADINA TEŞEKKÜR EDERİZ RÖPORTAJINIZ İÇİN.


Ben de size ve onlara buradan teşekkür ediyorum.

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #2 : 15 Ağustos 2010, 23:28:32 »
Emre Aydın, dört yıl önce ‘yalnızlık’ temasını işlediği ‘Afili Yalnızlık’ albümünü çıkardıktan sonra Şebnem Dönmez’in de rol aldığı kliple birlikte durdurulamaz bir yükselişe geçmişti. Aydın, şimdi üçüncü albümü ‘Kağıt Evler’le kariyerine daha alternatif bir adım atarak devam edecek...

HT MAGAZİN / Zeynep Bakır UMARCA

* Yeni albümünüzden önce, ‘Afili Yalnızlık’ albümüne uzaktan baksak son söz olarak ona neler söylersiniz?


Güzel bir albümdü, ama bugün yaptığım albümün sound’larına bakınca çok can alıcı görünmüyor gözüme. Ancak o albüm, beni zirveye taşıdı, bir anda çıkış yapmamı sağladı.

* Kâğıt Evler’ için tutmayacak kaygısı yaşadınız mı?
Hayır, dinleyicilerin beğeneceğinden eminim. ‘Bu Yağmurlar’ şarkısıyla bunu test ettik, dinleyen herkes şarkıyı çok sevdi.

* Albümü tamamlamak için İsveç’e gittiniz. Halbuki burada başlamıştınız...

Burada olmuyor, eksik olan bir şeyler var, ama bu asla teknik donanım değil. Müziğe bakış mantığı sanki. Orada derdimi daha net ifade edebildim. İşe daha fazla profesyonellikle yaklaşıldığını gördüm.

* Buradaki stüdyolarda işler iyi gitmiyor sanırım...Gitmiyor. En basiti, burada hiç kimseyi sabah 9’da stüdyoya sokamazsınız.

* Bir önceki albüm‘yalnızlık’ üzerineydi. Bu albümde de yalnızlık var mı?Kartoneti aç bak, içinde bir kelime bile yalnızlıkla ilgili bir şey yok. O kelimeyi özellikle kullanmadım. Bu albümün teması ‘Unutmak’ üzerine.

* Hep bir tema olmalı değil mi size göre?Evet, bu şekli seviyorum. Sürekli dinlenecek şarkılar değiller, arşivine koyarsın ihtiyaç halinde dinlersin.

* ‘Efkâr’ temalı bir albüm yapacaktınız, ne oldu?Vazgeçtim ondan. O zamanki ruh halim öyleydi şimdi başka düşünüyorum.

‘ALBÜMÜ DEDEME İTHAF ETTİM’

*Dedenize ithaf etmişsiniz bu albümü, yakın zaman önce mi kaybettiniz?Dedemi kaybedeli çok oldu ama aklımda böyle bir şey vardı hep. Ailem okuduğunda yeniden akıllarına gelir üzülürler mi diye tereddüt ettim, ancak dedeme armağan etmek istedim. Ailem de mutlu olmuştur...

* Neden bu kadar hızlı konuşuyorsunuz, yetişmeniz gereken bir yer mi var?Hayır! Bu benim yavaş konuşmayı öğrenmiş halim. İlk yıllar beni görseydin, takip etmek çok zordu. 4 yıl içinde bu kadar başarabildim. Kusura bakma, vaktimiz bol dilediğimiz kadar konuşabiliriz; ama hızlı. (Gülüyor)

* Giyim kuşam konusunda her zaman şık ve özenlisiniz. Biri sizin için alışveriş yapıyor olabilir mi?Önceleri kolay oluyordu, ama artık zorlanıyorum. Zorlanmanın ötesinde sıkıldım galiba. 4 yıldır, grup arkadaşlarımla her konserde siyah olmak üzere, birbirine benzeyen şeylerle sahneye çıkıyorduk. Artık bu işe bir dur diyerek profesyonel yardım alacağız.

* Mecidiyeköy’de 3 arkadaş yaşarken kimsenin tanımadığı bir Emre Aydın idiniz. Şimdi ise büyük bir hayran kitleniz var. Günlük hayatınızı iyi ya da kötü etkileyen bir durum var mı?Hayatımı ünlü olduğumiçin zindana çevirmiyorum. Şapka, gözlük ve zaman zaman atkı, hayatımı kurtarıyor. Ama şu “Fotoğraf çektirebilir miyiz?” durumu bazen çok sıkıntı yaratabiliyor. (Gülüyor)

* Peki ego? Hiç. Sıfır. Ciddiyim. :)

* Birçok kadın hayranı olan müzisyene mutlaka ahlaksız teklifler geliyordur... :-[
Geliyor ama anlatamam, istersen kayıttan sonra anlatırım. (Gülüyor) Tuhaf durumlarla karşılaşıyorum ve genellikle bu durumda ne yapmam gerektiğini biliyorum. Mesafemi korumayı başarıyorum. Hemen tavrımı belirliyorum.

* Başa çıkamadığınız bir durum...  :-X Erkeklerden bile beklenmedik hareketler geliyor. Anlatmayacağım, bakma öyle...

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #3 : 15 Ağustos 2010, 23:31:58 »
Emre Aydın - Star Gazetesi Röportajı (3 Nisan 2010 Cumartesi, 00:01)

Yalnızlıktan söz ediyorum aşk şarkısı diye anlaşılıyor


Afili Yalnızlık’ın üzerinden dört yıl geçti. Emre Aydın Kağıt Evler’le tekrar karşımızda. Onun için ‘Tek ilhamı aşk acısı’ diyenlere ‘Yalnızlıktan söz ettiğimde aşkın bitmesinin ardından yaşanan yalnızlık sanılıyor’ diyor

Afili Yalnızlık’ın ardından dört sene geçti. Emre Aydın, ün kazandı, Türkiye’nin her yerinde konser verdi, MTV Müzik Ödülleri’nde Avrupa birincisi oldu, şirketi değişti. O günden bugüne değişmeyen şeyler de var, hala şiir okuyor, bir çelist ilavesiyle, aynı ekiple çalıyor, yeni menajeri ise üniversiteden arkadaşı. İsveç’de kaydettiği Kağıt Evler dün piyasaya çıktı. Bu Yağmurlar adlı parçaya çektiği klipse bir süredir ekranlarda dönüyor.

• Bu albümden ne beklemeliyiz?

Eski albümdeki eksikleri tamamlamaya çalıştık. Özellikle sözler açısından biraz daha olgun bir albüm. Teknik anlamda da daha iyi bir albüm. Daha önceki albümleri sevmiş olanlar sevecektir. On şarkı var, ben onunu da seviyorum.

• Daha arabesk bir şey bekleniyordu sizden.

Bir ara Yasmin Levy’yi falan dinleyip iyice ‘ben bir efkar albümü yapayım’ olmuştum. Ama sonra baktım o tarafa toplu bir meyil var. Zaten bende hiçbir zaman, ‘Şuraya ağlayan bir enstrüman koyalım, satarız’ gibi bir şey yok.

• Haris Alexiou’nun bir şarkısını yorumladınız. Bu internete sızdı ve çok beğenildi. Ama sonra albüme almadınız. O efkar albümü yapalım duygusunun ürünü müydü?


Biraz öyleydi. Çok güzel bir parça yoksa.

BU BOYLA DEFİLE OLMAZ

• Cemali’nin Duymak İstiyorum’unu neden tercih ettiniz?

Çok severim, ne zaman dinlesem ne kadar güzel yapmışlar o zamana göre derdim. Şimdi şarkıyı yaptık, güzel de oldu ama şunu söylüyorum, o zamanı bu zamanı yok, çok güzel yapmışlar.

• Sizin en önemli ilham kaynağınızın aşk acısı olduğu söyleniyor.

Aşk şarkısı kaçınılmaz ama bazı şarkılarda yalnızlıktan bahsediyorum, o aşkın bittiğinde yaşanan yalnızlık olarak algılanıyor.

• Bu Yağmurlar’daki ‘annem için’ sözü çok etkileyici.

En azından benim için anne bir sürü noktada bir kontrol mekanizmasıdır, onun haberi olmasa bile. Müzik yapmaya kararlıyken hala üniversiteyle uğraşmam bile biraz anne ve babayla ilgili.

• Şimdi memnun mu anneniz?

Memnun tabii canım. Onların da bir kırılma noktası oluyor.

• Ailenizin hayatını değiştirecek kadar başarılı oldunuz mu?

Maddi olarak öyle bir şey yok. Alternatif işler yapıyorsanız ondan vazgeçerek başlıyorsunuz zaten.

• Bu bir tavır meselesi mi? Sizi defilede göremeyecek miyiz mesela?

Hayır, zaten onun için 20 cm daha uzamam lazım (gülüyor). Oyunculuk yapmayı da düşünmüyorum, gelen senaryoları emeğe saygım olduğu için okuyorum. Bilmiyorum oyunculuğu, sinema kültürüm falan da yok. Daha fazla para kazanacağım diye madara olmaya da gerek yok...

KÖTÜ ÇALDIĞIMIZ DA OLDU

• Hayatınızla ilgili hiçbir şey bilinmez değil mi?

Kameraların olduğu yerlere gitmiyorum. Bir keresinde grupla birlikte bir yemek yedik. İtalyanlar da vardı. Hiç ummadığım bir mekan, telefon açmış, Emre Aydın burada, üç Amerikalı kızla diye. İngilizce konuşuyorsa Amerikalı olması dışında bir ihtimal yok sanki. Bir tanesi Avusturalyalı, ses teknisyeninin kız arkadaşı. Diğerleri sahnedeki arkadaşlarım.

• Ekibinizle gezer misiniz?

Tabii tabii. Arkadaşlarım onlar. Yeni çellocu dışında yıllardır birlikte çalıyoruz.

• Sizinle çalışmak zor mu?

Çok rahat değil aslında. İş konusunda kontrol etmem gerekir diye düşünüyorum. Ama ekipten kimsenin aradığımda ‘Emre arıyor’ diye strese girdiğini sanmıyorum. Kimsenin kimseye bağırmaya hakkı yok zaten ama turnede bir kere bağırdım. İkinci senemiz, her ay 15-20 gece çalıyoruz, bir gece hepimiz çok kötü çaldık. Kulise geldik, bağırıp çağırma niyetim yoktu ama çok rahattı herkes. Ona sinirlenmiştim.

TAŞRAYI ZATEN TANIRDIM

• Ömrünüz yolda geçiyor. Müzisyenler taşrayı turnede tanır genellikle.


İnanın şimdi siz söyleyince düşündüm bunu. Hayatımdaki en önemli değişiklik bu, yolda yaşar oldum. Antalyalıyım, Isparta’da doğdum, babam memur, İzmir’de öğrenci hayatı yaşadım. Taşrayı yola çıkmadan tanıyordum. Ama Doğu’da da, Batı’da da hala yol olmayan yer var, bazen triphop grubu niye yok diyorum, yol yok triphop grubu niye olsun. İki yılda bir ailesini konsere getiriyor adam, kızlarını almış kulise gelmiş, benimle fotoğraf çektirmek istiyor, gitarist ben sanıyor. Çünkü evinde televizyon da yok.

Benim fan kulübüm maNga’ya destek verdi

• Şans genellikle yanınızda oldu değil mi?

Tabii. Diyelim çok iyi bir şarkı yaptınız, harika da bir klip çektiniz. Eğer şansınız yoksa fazla önemi yok bunun. Ben çıktığımda pop-rock yapan çok insan vardı ama özellikle hüküm süren birisi yoktu. Teoman’ın, Feridun Düzağaç’ın, Nev’in yerleri belli, mihenk taşı oldular zaten. O sıra yeni albüm yoktu, Şebnem Dönmez’in parçaya inanması da şanstır. İnternet sitesini yapan arkadaş, Emrah Güzelkokar’la tanışmam da şanstır. Gece yurtta uyurken yan odada biri Altıncı Cadde’yi dinliyor. Kavga etmeye gidiyor oraya, CD’yi alıyor, giriyor tekrar odaya, dinliyor, Git’i çok seviyor. Tanıştık, ‘Ben size bir site yapayım mı?’ dedi. Sayesinde tuttuğunu kopartan bir fan kulübüm oldu.

• MTV’deki başarınızda da rolleri var değil mi?

Evet, hatta maNga’nın bile kazanmasının sebebi onlardır çünkü onlara da destek verdiler.

• Siz düşünmezdiniz değil mi Eurovision’a girmeyi?

Hayır. Uluslararası piyasayı denemek için, Türkiye’de daha popüler olmak için ya da sadece istedikleri için katılanları kınamam ama kendimi orada göremiyorum. Zaten uluslararası bir şey yapmaya uğraşıyoruz. Türklerin yaşamadığı bir ülkede bin kişinin karşısında sahneye çıkıp ‘Merhaba’ demeden bu iş oldu sayılmaz da... Ciddi şirketlerle temasımız var. Falling Down diye bir parça kaydettik İsveç’te. Yunanistan’da, şurada burada dijital olarak da çıktı, radyolarda da dönüyor. ABD’li bir şirket de ilgilendi. Eurovision’un bu kadar önemsenmesi de Sertab Erener ve Tarkan dışında uluslararası planda ünlü bir ismimiz olmadığı için. Nasıl olmuyor o da ayrı bir konu. Türkiye’de rezil oluruz diye denemiyor kimse.

TARKAN YURTDIŞINDA TANINIYOR

• Tarkan örneğin Fransa’da çok ünlüydü...

Latin Amerika’da daha ünlü Tarkan. İngiltere’de de, Almanya’da da, İsveç’te de, bayağı duydum Tarkan’ı. Benim çalıştığım prodüktör normalde metalci bir adam, Türkiye’den kimseyi bilmiyor ama Tarkan’ı biliyor. Manchester’da Oasis’in çıktığı kasabaya gittik, orada Tarkan’ın Türkçe şarkısı çalıyordu.

• Yani Tarkan bitti falan doğru değil.

Yok canım, nereye bitti. Bitsin istiyor olabilirler. Sadece şunu söyleyebilirim Tarkan’la ilgili, yurtdışında ne kadar başarılı olduğunu Türkiye’de anlatamadı ya da buna uğraşmadı.



Kaynak

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #4 : 15 Ağustos 2010, 23:34:01 »
22.04.2010 Taraf Gazetesi Röportajı



Rock artık protest değil

İlk albümü ‘Afili Yalnızlık’ ile başarılı çıkışının ardından ikinci albümü ‘Kâğıt Evler’i yayınlayan Emre Aydın, protest müziğin ortadan kalktığını söylüyor.

Türkiye’de alternatif rock müziğinin önde gelen isimlerinden Emre Aydın’ın yeni albümü Kâğıt Evler, Sony Müzik etiketiyle raflardaki yerini aldı. Afili Yalnızlık adlı albümüyle büyük bir çıkış yapan sanatçı, böylece geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştı. Aydın, aynı zamanda 2008 MTV Avrupa Müzik Ödülü’nü de alarak, rock müziğin önde gelen isimlerini geride bıraktı. Sanatçının yeni çıkan albümü Kâğıt Evler’in genel konsepti, unutmak ve unutmamak üzerine kurulmuş. Bir önceki albümüne göre daha soyut, hüzünlü ve daha yumuşak olan Kâğıt Evler’de efkâr, kendini inceden hissettiriyor. Albümündeki bir şarkının sözleri Cumali’ye ait, diğer şarkılardaysa Aydın’ın imzası var. Albümün çıkış şarkısı ise Bu Yağmurlar. Koyu bir Edip Cansever hayranı olan Emre Aydın ile Kâğıt Evler, rock müzik ve İkinci Yeni üzerine konuştuk.

 

Kâğıt Evler’de yağmur imgesi çok yoğun...


Eğer çözüm kirlilikse, yağmur onu cilalıyor. Sanatın her dalının yağmur ile ilgili ürün vermesinin sebebi de odur. Bana dinleyicinin her yere çekebileceği bir metafor lazımdı. Bu Yağmurlar’ı yazdım. Dinleyici isterse bunu keyif ya da efkâr olarak algılayabilir, isterse acı olarak... Değişen ruh halini anlatan bir şarkı...

 

Albümün adını Kâğıt Evler koymanızın sebebi neydi?

Yapılması güç, yıkılması çok kolay bir şey arıyordum. Onu aramamın sebebi de albümün konseptinin unutmak ve unutmamak olması. Unutmanın herhangi bir şeyi olabilir o. Hayatınızdan bir şeyi çıkarmak isteyebilirsiniz. Çok uğraşıp emek veriyorsun unutmak için, silmek için. Bahsetmemeye çalışırsınız. Ondan sonra en ufak bir imge, gömdüğünüz her şeyi bir anda çıkarır. Yani yapılması çok güç ama yıkılması çok kolay bir durum var orada. Kağıt Evler; unutmak ile unutmamak konseptinin örtüştüğü bir şey.

 

Tam Dört Yıl Olmuş adlı şarkınızın hikâyesi gerçek mi?

Evet. Bire bir gerçek. Bu Yağmurlar bir girizgâh aslında. Bu albümün aşk tarafını Tam Dört Yıl Olmuş şarkısı oluşturuyor.

 

Rock müzik, melankolik ve depresif bir forma büründü. Neden?

Ben dinlemek istediğim müziği yapıyorum. Melankolik olmayan bir sürü şey de var. Zaten dinleyicisi bulup dinliyor. Ama internetin katkısı çok büyük. Sosyolojik olarak rock da metal de protest tavrını yitirdi. Popüler kültürün başka bir dalı oldu. Ama benimki kişisel bir şey. Ben, beş yıl sonra rahatsız olmayacağım şekilde şarkı yapıyorum.

 

Peki, protest müziğin sahneden çekilmesi iyi bir şey mi sizce?

İyi bir şey mi, kötü bir şey mi bilmiyorum. Kendi adıma iyi bir şey olmasa gerek tabii. Çünkü müzik, kamuoyu oluşturur. Lisedeyken hem sağ hem sol görüşlü politik müzik yapan bir sürü grup vardı. Sonra, Yaşar Kurt ile başlayan bir dönem vardı. Onunki herhalde en çok çekilip dağıtılan kasettir. Ondan sonra hem sağ hem sol görüşlü bir sürü grup efsane oldu. Protest müzik dünyadan neden çekildi bilmiyorum belki de soğuk savaşın bitmesiyle ilgili olabilir.

 

Gelelim MTV Avrupa Müzik Ödülü’ne...

Bir şey yapmak istiyorsanız, o ödül, size sektörün kapısını aralıyor. Birebir açmıyor ama aralıyor. Motive edici bir şeydir ödül. İnsanların, yaptığınız şeyin farkında olması ve bunu ödülle size bildirmeleri çok hoş bir duygu.

 

Emre Aydın günlük hayatta neler yapıyor?


Ben pek bir şey yapmıyorum. Tüm ilgimi yeni çıkan müzik ve gruplara veriyorum. Hâlâ internette grup bulma peşindeyim. Ayrıca İkinci Yeni hastasıyımdır. Edip Cansever’in külliyatı, Sonrası Kalır 1-2, Yer Çekimli Karanfilde, Bezik Oynayan Kadınlar... Bir dönem sonra Ruhi Bey’lere geçtim. Sonrası Kalır 1 ve 2’yi, halen dönüp dolaşıp okuyorum. Kediler var evde, bazen kitapları dağıtıyorlar. Sonra Turgut Uyar severim, Cemal Süreya, Ahmet Erhan... Turgut Uyar, yazma hevesimi kırdı. Yazıyorsun, görüyorsun ki öyle olmayacak. Bu çok kötü işte...


* Kaynak

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #5 : 15 Ağustos 2010, 23:45:20 »
EMRE AYDIN (Özel Röportaj):
Emre Aydın, dört senelik bir aradan sonra ikinci albümü “Kağıt Evler” ile karşınızda. Biz de kendisiyle; bu dört sene içinde yaşadıklarından yeni albümün oluşum sürecine kadar her şeyi konuştuk…
[/size]



  Emre Aydın, dört senelik bir aradan sonra ikinci albümü “Kağıt Evler” ile karşınızda. Bizim ise tam karşımızda, Sony Müzik’in ofisinde yani.

Birinci albümüyle büyük bir başarıya ulaşanlar için ikinci albümü yayınlamak çok zor olmuştur. Müzik literatüründe adı bile vardır; " İkinci albüm sendromu" diye. Sen bu sendromla nasıl başa çıktın?

O bir sıkıntı ama benim o sıkıntıyı düşünecek vaktim olmadı. Başka şeylerle uğraştım hep. Sosyal aktiviteler değil bunlar; kurumsal problemler, ekibi oturtmakla, doğru prodüktörü bulmakla, müzisyenler, şunlar bunlar derken onu düşünecek vaktim olmadı. Sahne önü tamam ama, arkada bin türlü iş dönüyor. (Not: Emre Aydın bu kurumsal problemlerden pek bahsetmek istemiyor ama biz açıklayalım: Emre bu dört yıllık süre zarfında eski menajerinden, firması GRGDN'dan ve eski prodüktörü Haluk Kurosman'dan ayrıldı.)


Profesyonel hayatın dertleri ikinci albümle ilgili dertleri bastırdı yani...

İnsanlar kızdılar, fan kulüp de "Bu kadar ara olmamalı! " falan dedi. Ama ben çok sık albüm yayınlama taraftarı değilim.Bir de siz ayda 20 konser çalıyorsanız, doğudan batıya kadar, kasabalardan köylere kadar her yerde çalmaya çalışıyorsanız ve eve döndüğünüzde dinlenmek için bir haftanız varsa, o noktada gitar bile görmek istemiyorsunuz. Bence üç sene tamamdır, yani dinleyici olarak. Mesela Şebnem Ferah'ı çok takip ediyorum, onun verdiği iki-üç sene aralar bana batmıyor, dört sene de batmıyor. Çünkü biliyorum ki o sırada birçok şey demleniyor, yapılıyor ve güzel olacak, belli. Ama benim için dört sene çok oldu. O yüzden yeri gelmişken bundan dolayı dinleyicilerimden özür dilerim.


Bundan sonra bu kadar bekletmezsin herhalde...

Ben de bekletme taraftarı değilim. Albümün gecikmesi sonuçta şarkıların yapılmasıyla, seçilmesiyle, değiştirilmesiyle ilgili değildi. Bu defa çok ekstra bir şeyler olmazsa bir gecikme olmayacak. O yüzden de özellikle rica ettimm ve sözleşmeme bir madde koydum ki, hem bizi hem firmayı motive etsin, aceleyle değil ama doğru zamanda ilerleyebilelim diye.

Nasıl bir madde bu?

"Altı aydan önce olmamak şartıyla..." diye başılıyor, devamını hatırlamıyorum ama işte işleri hızlandıracak bir şey...


AFİLİ YALNIZLIK'TAN ÇOK DAHA ALTERNATİF"

İlk albümdeki şarkıları amatör bir müzisyen olarak yazmıştın. Kimse beklemiyordu şarkılarını. Bu defa ise MTV ödüllü almış ve dev bir fan kitlesi oluşturmuş biri olarak yaptın, yaratım şüreci farklı mıydı?


Kendi zevkinizi referans aldığınız zaman " Kitle bekliyor..." diye düşünmüyorsunuz. "Afili Yalnızlık'ta da öyle yapmıştım, 6. Cadde'de daha 20 yaşındayken de öyle yapmıştık biz. Tek ölçünün kendi beğeniniz olması lazım. Kitleyi çok düşünmemek lazım, onlar için daha iyisini yapmak ayrı bir şey. Öyle bir albüm olmadığı da albüm çıkınca anlaşılacak çünkü " Afili Yalnızlık" tan çok daha alternatif bir albüm bu.


Albümü İsveç'te yabancı bir prodüktörle kaydetmen, müziğinde nasıl bir fark yarattı?


Epey bir fark yarattı. Mats Valentin, Eagle Eye Cerry'den Santana'ya kadar birçok isimle çalışmış biri. Herhangi bir grup bun-sound için ölen, deliren ve acayip sound'lar çıkartan gruplarındakiler hariç-Avrupa ortalamasında herhangi bir albümün yanına "Kâgıt Evler" i koyduğunuzda arada hiçbir fark olmadığını göreceksiniz. Benim amacım buydu. Ne kadar başarılı olursa olsun, "Afili Yalnızlık" albümünü İlgiltere'de, Almanya'da yayınlanmış başka bir pop-rock şarkıcısının albümünün yanına koyduğunuz zaman arada acayip bir sound fark olduğunu fark edilecektir.

"Kagıt Evler" den beş şarkıyı dinledim, sound gerçekten Türk albüm standartlarının üzerinde bir iş gibi geliyor kulağa...

Neden "Türk albüm standartları" gibi bir standart olduğunu da anlamıyorum ben. Bir de bu tip şeylere sadece ben mi kafayı takıyorum, onu da bilmiyorum. Sadece tek akustik gitarla şarkı kaydetseniz, yurt dışında yapılan örneklerle kıyasladığınızda dağlar kadar fark oluyor.

Müziğini anlatmak zor olmadı mı yabancı prodüktöre?

İçinde ney olan şarkıyı nasıl düzenlemesi gerektiğini anlatmak kolay olmadı. Bir haftada anladı ama. İlk bir hafta hep bizim kendimizi bağdaştıramaycağımız şeyler ekliyordu ama ilk haftanın sonunda bizim aradığımız o minör tınıyı çok iyi idrak etti.

Bu yerel tınıyı anlaması ve referans olması için önüne yerel albümler koydun mu? Mesela ilk albümünü dinledi mi?

Dinledi ama albümün mastering'inden ve teknik kısmından rahatsız oldular. O çok doğru bir referans olmadı. Şebnem Ferah çok çaldım. Feridun Düzağaç, Teoman çaldım.

"SON 60 YILIN EN SOĞUK KIŞINDA ALBÜMÜ KAYDETTİK"

Albümde kimler çaldı, sahne grubun çalmadı mı?

İsveçli müzisyenler çaldı. Sahne grubumu dahil edemedim maalesef, İsveç'te gelmeleri çok zor olurdu. Eksi yirmi derece, abartmıyorum, son 60 yılın en soğuk kışıymış! Sadece 12'de bir alacakaranlık oluyor, onun dışında şürekli karanlık. Stüdyodan çıkıp arabaya binene dek donuyorsunuz, öyle bir yere kimse götürülmez Türkiye'den gerçekten yazık olur.

İsveç'in karanlık iklimi senin müziğine uydu mu?

Uydu, uydu. Onlar da " Oo süper, bu çok karanlık oldu!" dediler hatta. :) Orada şöyle bir tehlike var; başka bir kültürde yetiştikleri için devamlı enselerinde boza pişirmeniz  gerekiyor, sürekli her şeye müdahale etmeniz gerekiyor çünkü biraz bıraktığınızda  Amerikan rock'a kayma tehlikeniz var. Temelli bırakırsanız bildiğiniz metal albümünü alırsınız İsveç'ten, uzantılar böyle :) Herkes metalci orada :)

" Bu Yağmurlar'da üzerinde çok konuşulan, kritik mısralar var. "Bak burdayım hâlâ, tutunuyorum uçurumun kenarına, senin için, unutmak için, annem için, annem için.." Genelde insanlar "annem için" kısmına takılıp " Annesi için şarkı yazmış."diyorlar ama geneline baktığında çok depresif, karanlık bir kaybedenlik hikâyesi var gibi...

Belirli bir olay oldu da o beni tetikledi değil.Hiçbir zaman bilemeyeceğim bir sürü şeyin birikimi diyebilirim. Albüm için yazdığım ikinci veya üçüncü şarkıydı. Nasıl yazdığımı, nerede yazdığımı çok net hatırlamıyorum ama düzenlemesi için çok uğraşıldı. Ama şöye; bu bir "anne şarkısı" değil, içinde anne de olan, başka bir şahıs da var "sen" diye bahsedilen. Kaybeden tribinde bir şarkı bu.

"EFKÂR, KAYBEDEN TRİBİ, O HÜZÜN, ACI VESAİRE BANA ŞARKI YAZDIRAN ŞEYLER"

Şarkıda benim anladığım kadarıyla depresyonun en dibinde olan bir karakter var. Uçurumun kenarında atlamak üzere ama en azından "Annem için burada kalmalıyım..." diyerek tutunmayı tercih ediyor. Albüm için de efkâr temalı bir albüm olacak, diyordun. Bu hisler senin için eski mi yoksa...Neden böyle yahu? :)

Çok efkâr albümü olmadı bu. Daha önceki röportajlarda efkâr teması olacak diyordum ama dört yıl içinde çok şey değişiyor. Liriksel teması unutmak veya unutmaya takıntılı olmak şeklinde özetlenebilir. Zaten efkâr teması sözlerden ziyade müzikteydi. O kafamda dönen şeye yaklaşamadım. Belki ileride tekrar denerim. Onu hem modern bir yere yerleştirmek hem de doğru anlatabilmek çok zor. Onun için zamanım yoktu diyeceğim ama "Dört yıl ne yaptın?" diyecekler, işte o dört yıl başka şeylerle uğraştım. Efkâr, kaybeden tribi, o hüzün, acı vesaire bana şarkı yazdıran şeyler. Oturayım, çok üzgün bir şarkı yazayım, dinleyenler de üzülsün, moralleri bozulsun diye şarkı yazmıyorum. "Afili Yalnızlık"ta da bu böyleydi. Gençlerde Altıncı Cadde ile ne yapmışıs diye o albümü tekrar dinledim, meğer o ska şarkılarda bile şarkı sözleri çok hüzünlüymüş.

Şarkıyı annen dinlediğinde nasıl bir tepki verdi? " Ayy çocuğum benim için şarkı yazmış mı " dedi yoksa "Vah vah çocuğum neden uçurumun kenarında?" diye mi düşündü?

Anneme internetten göndermiştim şarkıyı, birebir tepkisini bilmiyorum. Sert biri değildir ama " Benim için şarkı yazmışsın..."gibi "salıveren" bir mizacı yoktur. Şarkıyı ilgili yorumlarını söyledi. Ney sesi, şu bu, bayağı teknik şeyler söyledi. :)


"ULUSLARARASI BAŞARIYA GİDEN TREN SADECE TARKAN'IN YAKALADIĞI BİR TRENDİR"

İngilizce single'ın 'Falling Down'ın Sony'nin Amerika şubesi tarafından keşfedildiğini duyduk. Nedir, neler oluyor?

Şarkı bizden habersiz internete düştü. Fan'lar YouTube geleneği olarak üzerine dizi görüntüleri koyup yaydılar. Sonra bir gün bir e-mail geliyor bize; Sony'nin patronu, yani Avrupa ve Afrika'ya bakan CEO atmış. " Bu şarkıya oynayalım!" diyor.Bu çok yeni bir gelişme. Ben MTV ödülünü aldıktan sonra neden hâlâ İngilizce bir şarkı çıkarmadı gibi sorular geliyordu...

Evet, hatta biz de maNga röportajımızda " Emre Aydın yurt dışı trenini kaçırdı." gibi bir şey yazmıştık da senin fan'lar kızmıştı bize. :)

MTV'nin orada acayip bir desteği var, gerçekten çok önemli bir kapı o ama hadi tren geldi, atlayıp gidiyoruz kadar basit bir mesele değil o. En güzel örnek Tarkan'dır. 6-7 yıl yurt dışı projesiyle ilgilendi ve gerçekten çok başarılı olduğunu bilinmiyor.l Uluslararası başarıyla ilgili bir tren varsa eğer, o tren sadece Tarkan'ın yakaladığı bir trendir. Bir şarkınız, İngiltere'de çaldığınızda ve içinde çok fazla Türk olmayan bir kitle tarafından şarkılarınıa eşlik aldığınızda gerçek anlamda yurt dışında başarılı olmuşsunuz demektir.



Dergideki fotoğraflar

Bu fotoğrafta "İnsanlar üzülsün diye şarkı yapmıyorum" yazıyor.
 
,,DERGİLERDEN VE GAZETELERDEN  EMRE AYDIN RESİMLERİ,DERGİLERDEN VE GAZETELERDEN  EMRE AYDIN RESİMLERİ,Azbuz
 
,,DERGİLERDEN VE GAZETELERDEN  EMRE AYDIN RESİMLERİ,DERGİLERDEN VE GAZETELERDEN  EMRE AYDIN RESİMLERİ,Azbuz

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #6 : 15 Ağustos 2010, 23:55:03 »
Heygirl dergisindeki röportajı.

" Bu Yağmurlar" senin için

Rock'n Dark Müzik Yarışması 2010'un Antalya elemeleri için yollara düştük ve Emre Aydın'ı kendi memleketinde izleme şansı yakaladık. Onu bulmuşken bırakır mıyız hiç! Tabii ki kulise daldık, senin Emre'yle çok keyifli bir röportaj yaptık. Yazı: Hazan Aköz
 
Bu yağmurlar'ı çok sevdik Emre! Ellerine sağlık, harika bir şarkı olmuş! Bize biraz yeni albümünden bahseder misin?

"Kağıt Evler" de 10 şarkı var. Birinci albümden çok da farklı değil aslında, sadece sound'u kaliteli ve biraz daha kişisel bir albüm oldu.
 
Biraz daha karamsar mı acaba?

Aynı depresiflikte aslında. Çok mutlu  şarkılar yok içinde, ama daha hareketli de değil, daha durgun da değil. Dört yıl içerisinde öğrendiklerimizi de kattık içine. " Afili Yalnızlık " tan daha çok sevdiğim bir albüm oldu, ama belki de henüz şarkılardan sıkılmadığım içindir.  : )
 
Albümün konsepi ne?

" Unutmak" teması üzerinde dönüyor.
 
Kimi unutmak, neyi unutmak?

Bir insanı veya bir olayı unutmak olabilir. : ) Orada unutmak isteyen bir karakter var. Birini unutmuş olmak da acıtır ya, bu tema da var.
 
Çok sevdiğin birini unutmak seni acıtıyor mu?

Beni acıtmıyor. Daha ziyade unutamamanın verdiği sıkıntıdan bahseden bir albüm... Ama liriksel olarak, tema öyle. : )
 
Albümde yine bütün şarkılar sana ait, değil mi?

" Duymak İstiyorum" dışındaki tüm parçaların sözleri benim. Sekiz şarkıyı İsveç'te yaptık, iki şarkı da Kanada'ya gitti.
 
Bu arada basın bültenlerinde bir fotoğrafın vardı... Stüdyodasın ve artık çalışmaktan bitmişsin..." Çok çalıştım çoook " fotoğrafı olmuş. :)

İsveç'e gittiğim günden beri bana " bize fotoğraf çek yolla" dediler. Fotoğra makinesi yok, hava eksi 20 derece... İnsanları sabahın sekizinde stüdyoya sokuyorum 12'de gidiyorlar eve. Hep karanlık. En ufak bir şeyde beni boğacaklar, kimseye " fotoğraf makinesi getir" de diyemiyorum. Kimsenin getirdiği de yok. En son bir kişide çok kaliteli fotoğraf çeken telefonlardan vardı. Onunla çektik, gönderdim.
 
Biz de " sabaha kadar stüdyoda sabahlıyor herhalde, zavallım"  diye düşündük. :)

Öyleydi gerçekten.
 
Kapak fotoğrafı nasıl oldu?

Alternatif bir fotoğraf oldu, benim direkt suratım yok üzerinde :) [/font]

Hani genelde öyle oluyor ya hep :)
 
Artık senin suratını biliyoruz zaten :)

Bir sürü koşan ben var. Sağdan ve soldan ortaya doğru koşuyorum ve üçgen oluşturuyorum. Çok değişik oldu.
 
Anlamı ne?

Bir albümün bende uyandırdığı his; kendisini kaldıran, hayatını yenileyen bir adamın hikayesiydi.. Bu yüzden direkt yüzümü kullanmanında bir anlamı yoktu açıkcası.

 
" Bu albümün bende uyandırdığı his; kendisini kaldıran, hayatını yenileyen bir adamın hikayesiydi..."

Antalyalısın ve röportajımızı Rock'n Dark sayesinde burada yapıyoruz. Annen de burada. Bugün annen için ne yaptın Emre :)

Konserden önce röportaj olduğu için görüşemedik, ama konser sonrası görüşeceğim onlarla.
 
Sizinkilerin burada evzanesi varmış, Toros Eczanesi...

Yıllardır aynı yerde eczaneleri var.

 
Senin fanların istila etmesin şimdi eczanenizi :)

Gidiyorlar zaten.

 
Peki, bugün kendin için ne yaptın?

Önemli bir şey yapmadım. Sabah kalktım, zaten geç kaldığımız için panikteydim. Çantamı toparladım, yoldan müzik şirketimden Fadıl'ı aldım. Havaalanına gittik. Zar zor uçağımızı yakaladık. Geldik, otele yerleştik. Üzerimi değiştirdim ve buraya geldim.

O zaman kendin için en son yaptığın güzellik neydi?


Alışverişe çıktım, ama onu kendim için değil, albüm için yaptım. Yeni ceketler aldım :)
 
Yeni mi ceket! İmaj için değişiklikler yok mu?

Deri ceket artık dalga konusu olmuştu. Onu değiştirdim :)
 
Peki, denizci cekitene ne oldu?

İki ceketim vardı zaten, birkaç tane daha aldım işte :)

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #7 : 16 Ağustos 2010, 00:51:14 »
Zaman / Cumartesi Röportajı

Hüzünlü kelimeleri seviyorum

EMRE AYDIN
Emre Aydın... Heyecanlı, mütevazı, mahcup, samimi... Ama öyle şarkıda yalnızlığı diline doladığı gibi depresif bir ruh hali yok. Ondaki hüzün duygusu hüznün tınısını sevmesinden, melodi olarak kulağına hoş gelmesinden kaynaklanıyor.
İkinci albümü 'Kağıt Evler', sözleri ve sound'u ile ilk albümü 'Afili Yalnızlık'a göre daha sıkı. Emre Aydın, dört yıl sonra yine karşımızda! 

Afili Yalnızlık'tan sonra yalnızlık, üzerinize yapıştı ama ben sizin başarınızın arkasında yalnızlık halinden ziyade yalınlık imgesinin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Doğru düşündüğümü söyleyin lütfeeen! (Gülüşmeler)
 Katılıyorum, evet. Özellikle figür olarak kabul edilmekle ilgili bir şey bu. Yeni çıkan bir şeye karşı önce nedense bir kalıba sokup, kabul etmeme üzerine bir şüpheyle yaklaşıyor insanlar. 'Olmamış' demek için dinliyorlar ilkin. Öğretmen de ödeve bakarken 'olmamış' gözüyle bakar, çocuk anne-babasına resim yapıp gösterirken de eleştirel gözle bakılır. Figür olarak kabul edilmemde en önemli şey yalın ve samimi olmaya çalışmaktır
İnsanların bu şüphesi karşısındakinin daha iyi olmasına yönelik bir iyimserlik mi yoksa kendi beğenisinin üstünde bir şeyle karşılaşma ihtimaline karşı bir tavır mı?

İkisi de var. Ürünü daha iyi yapmaya yönelik bir eleştiri yapabilmesi için o kişinin bir tarafını da sevmesi gerekiyor. Hiç hoşlanmadığı bir şey için emek harcamaz kimse. Bir de herkes tarafından beğeniliyorsanız problem vardır, orada duruş ve karakter eksikliği vardır. Herkes beğensin diye karakterden feragat ederseniz o da olmaz.

Diyelim albümünüzü yaptınız ve kimse almadı. 'Önemli değil, evde kendim dinlerim.' modunda mısınız?

Aslında öyle bir şey tam olamıyor, çünkü 25-30 kişilik bir ekipsiniz artık. Bir de yaptığınız iş beğenilsin istiyorsunuz. Önemli olan nokta 'benim yapabileceğim budur.' durumuna getirmek. Hiç beğenilmiyorsa bir problem vardır, ama beğenilmeyen tarafın sizin kaçırdığınız bir şey mi yoksa sizin beğenilerinizle ilgili bir şey mi olduğunu anlarsanız yaptığınız hataları düzeltmeye çalışırsınız. Benim bir şansım var, beğenilerim genelde genel dinleyici beğenisini yansıtıyor.
Popüler olmayı önemsiyorsunuz o zaman?
Yaptığım şey popüler oldu. 6. Cadde geçmişimde yaptığım iş başarılı olmadı, Afili Yalnızlık'tan sonraki yaptığım iş o kategoriye girdi. Ama bunun sağından solundan kırpmadım, o kategoriye YASAKLI KELİME ! diye. Pazara adapte olmak için herhangi bir stratejim olmuyor. Kalıcı olmak için de şarkı yazayım demiyorum. Orta 3'te iken bir gitar aldım kendime, o zaman metalci olma furyası vardı. (Gülüyor) Bir ara şarkı yapmak daha zevkli moduna geçince o sayede hayatımı da devam ettirdim. İyi bir şey yaparsanız kalıcı olursunuz zaten.

Şarkının bir şeyler anlatması lazım yani?
Aynen öyle, şarkının bir derdi olmalı. Halk ozanlarının kalıcı olmasının nedeni budur. Kalıcı olanlar hep üzüntülü türkülerdir, taşlamalar filan değil
İngilizce albüm ne oldu?
Yapmış olmak için yapmamak, doğru bağlantıları kurup doğru ekiple yola çıkmak lazım. O başka bir pazarda çıkacak bir şey. Avrupa dediğimiz yer de homojen değil, hepsi farklı. Çıkacak elbette, daha ciddi çıkmak gerekiyor. Akdeniz kültürünün verdiği tını, uluslararası işlere çok uymuyor ve kategorize ediliyorsunuz. Daha dingin ve naif anlatma ve düz giden bir tını var. Türk müzik piyasası ile ilgili eleştireceğim tek şey, eskiden 'Bizde aletler yok abi!' denirdi. Tabiri caizse babalar gibi var artık aletlerimiz. Yan yana koyduğunuzda onlarınki daha kaliteli geliyorsa başka bir problem var. Bu vizyonla, takip etmekle ilgili bir şey.
Eurovision? Teklif gelirse gitmem diyorsunuz...
Ya karşı değilim, gidenleri de eleştirmiyorum, ama kendimi Eurovision'un içerisinde görmüyorum. O tarz müzik yaptığımı da düşünmüyorum. 20-22 yaşında grupla yaptıklarım hariç, oraya uygundur dediğim hiçbir şarkı yapmamışım. Sırf yapmış olmak için gidersem, inanmadığım için taşıyamam. O organizasyonu sevmiyorum zaten. /size]

Manga peki...

Eurovision çok yüksek bir standarttadeğil. Ne söylesem çok hassas. Yeteri kadar yükleniyorlar zaten, dolayısıyla şarkı filan belli. Onlar da istiyorlar. Başarı dilemekten başka bir şey yok.
Son albümünüz Kağıt Evler'i neden İsveç'te kendi grubunuzdan bağımsız yaptınız?

Prodüktörü Mats Valentin diye bir İsveçli ve gitarcılığıyla ünlü. Her müzik kültüründen haberdar. Gitarları o çaldı, ben elime gitar almadım yani. Ercan Irmak ney üfledi albümde, albümlerde çalmıyor zaten. Canlı performans grubunun çalması gibi takıntım yok, kaldı ki o kadar insanı -20 dereceye götürmenin de manası yoktu.
Ney bir parçada var. 'Ney'den kaynaklandı bu ihtiyaç?
Sesini duyduğum andan beri çok seviyorum. Bu Yağmurlarda'da duduk var. Kendime de aldım bir ney, acayip sabır gerektirir. Ama Hoşçakal içerisinde kullandığım zaman çok hoş oldu.


Bu albüm Afili Yalnızlık'ın alternatifi mi, devamı mı?


İkisi de değil, gelişmiş hali bence. Taklidi de değil. Özellikle başarılı bir albümden sonra sık rastlanır buna. Çok yadırganacak bir şey değil, sözler biraz daha olgunlaştı. Bunu bir sene önce kaydetsek daha hüzünlü ve arabesk bir albüm olurdu muhtemelen. Bir önceki albümde yalnızlığı çok kullandık, bunda olmasın diye dikkat ettim.


Arabesk rock diyorlar tarzınıza? Öyle mi?


O kadar görmüyorum, çok da bilmem onu. Orhan Gencebay'ı seviyorum, keyif alıyorum dinlediğimde, ama bir arşivim yoktur. Türkiye'de kullanılan arabesk tanımı 'Çok arabesk ya' tarzında.


Neden Kağıt Evler? Bir kıvılcımla yanmaya ve yırtılmaya hazır mı her şey?

Güzel metafor o. Bir taraftan zor inşa edilen, çabuk yıkılan bir şeyden bahsediyorsunuz. Şarkıların derdini de en iyi yansıttığı için onu seçtim. Benim genel duruşum, kağıt evlerin içinde olmak gibi bir şey değil.

Niçin merhaba'dan çok 'hoşça kal'ı önemsiyorsunuz?

[Merhabada hüzünlü bir tını yok çünkü. Ben hüzünlü kelimeleri seviyorum. Hoşça kal diye şarkı yazacağım, iki senedir kafamda vardı. Bazı kelimeleri seviyorum, iyi tınlıyorlar. Hüznü anlatmayı ve dinlemeyi seviyorum. Kaybedenler Kulübü'ndenim gibi bir durum yok, abartırsınız ya şarkıyı ve şiiri. Zaten Allah muhafaza, büyük acılar başınıza geldiğinde öyle şarkı şiir yazamazsınız, bir şeyle uğraşamazsınız zaten. İşin light kısmı bu. Afili Yalnızlık'ta çevresinde dönüp durduğum yalnızlık zamanla şikayetçi olunan bazen de sevilen kişinin kendine ait alanı.

Edebiyat hayatınızın neresinde?

En güçlü besin kaynağımdır edebiyat; anlattığım şeyi estetik olarak anlatmaya iten şeydir. Sadece modern dönemin eserleri değil, Mehmet Akif de belli bir duygu bırakabilir, Edip Cansever de. Duygu bırakması açısından 2. Yeni de ağırlıklı ama Garip Akımı'dır sanırım en yoğun etkileyen.

'Hayat, felsefeye müsaade etmez.' diyordunuz. Sizin bir felsefeniz yok mu peki?

İstediğiniz kadar planlayın, o plan olmaz ya, çok fazla hayatı sorgulamıyorum o yüzden. Benim birikimim de müsait değil hayat üzerine derin laflar etmeye. Ne o kadar derin düşüncelerim var, ne de onu ifade edecek birikimim.

Çocukken de böyle dengeli ve ağırbaşlı mıydınız?


Yaramaz değildim herhalde. Ergenlik döneminde bayağı bir problem yaşadım, disipline filan gittim okulda. Adım çıkmıştı yani. Nöbetçi sınıfın kapısını çalıp numaraları okuyunca kesin bendim o.

İstanbul 'burukluk' demiştiniz. Öyle mi hâlâ?

İstanbul, hiçbir yerde yakalamayacağınız tınısı olan bir şehir. İstanbul, efkârdır benim için.


Kısa sürede çok fazla konser verdiniz. Hayırdır, hayır diyemiyor musunuz tekliflere?


500 olmuştur sanırım. O dönem çalıştığım şirketle ilgili bir şeydi o. Gidebildiğimiz her yere gitmeye çalıştık. İki sene sonra bir nota bile duymak istemeyecek duruma gelince durdurdum. [/color]
[/size]

'Ne mutlu Türk'üm, ne mutsuzum Emre Aydın diyene' midir sonuç? (Gülüşmeler)


Yok yok değil. 'Bu Yağmurlar'ın sözlerini abartmadan, görkemli şekilde yazmazsanız, orada söyleyeceğiniz şey, 'Canım sıkılıyor, ama annem üzülmesin diye anlatmıyorum'dur. Hiç de güzel şarkı sözü olmaz öyle. 



Damak tadı gelişmiş birisi değilim
Emre Aydın nasıl biriydi, meşhur olduktan sonra nasıl birisi oldu?

Hep sahnedeydim zaten. Bar grubu ile çıkarken hiçbir dinleyicinin olmadığı zamanları da gördüm. O ego, sahneden indikten sonra bende bitiyor, bittiğini düşünüyorum. Hep sahnedeymiş gibi hissetmiyorum kendimi.


Evde  yemek yapıyor musun?

Ufak tefek şeyler; yumurta, makarna dışında bir şey yapamam. Damak tadı çok gelişmiş biri değilim.

Yaşınız çok genç, ileride nasıl biri olarak anılmak isterdiniz?

Güzel albümler yapmış biri olarak anılsın isterim.


Şiir kitabı yazıyordunuz, o ne oldu?

Vazgeçtim. Çünkü orada bayağı bir iş var. Hâlâ yazıyorum ama ayrı bir stres kaynağı yapmanın anlamı yok.

Hiçbir şey biriktirmez misin?

Hayır. 6. Cadde'nin albümüne bakayım dedim, bulamadım. İnternetten indirdim. (Gülüşmeler) Bir ara pul koleksiyonu filan yapmıştım çocukken. Bilgisayar içinde Yunan müziği filan koleksiyonlarım var.  :)

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #8 : 16 Ağustos 2010, 15:04:22 »



İskandinav havası Emre Aydın'a yaradı
   
'Afili Yalnızlık' isimli ilk albümü ile büyük bir hayran kitlesi edinen ve müzik kariyerinde hızla yol alan Emre Aydın'ın ikinci albümü, hüzünlü ve karanlık tonuyla 'Kağıt Evler' karşımızda.

İlk albümü 'Afili Yalnızlık'ın üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına rağmen albüme de adını veren o şarkı, hafızalardaki yerini hala koruyor. Karanlık ve biraz da depresif şarkılarıyla tanınan Emre Aydın aynı zamanda iyi de bir hikaye anlatıcı... Şarkı yazarkenki en güçlü motivasyonunun 'iyi bir şarkı yazmak' olduğunu söyleyen Emre Aydın, 'Peki ya aşk, hisler?' diye sorunca, cevaplıyor: 'Başkalarına aşkı anlattığımı düşünmüyorum. Ama nedense böyle bir algı var. Protest şarkılardan hoşlanmıyorum, müzik dinlerken keyif almak isterim. Neşeyi de üzerine konuşulacak bir şey olarak görmüyorum. Geriye karanlık ve hüzünlü şeyler kalıyor. Evet, aşk şarkısı da var albümde ama ben bile kafamı takmıyorum buna' diyor.
Her ne olursa olsun aşkla karışık hüzün var albümde ve bolca da İskandinav etkisi!

- Perşembe günü ikinci albüm 'Kağıt Evler' piyasaya çıktı. İlkinin başarısından sonra ikincisi için stres yaşadınız mı?
Aslında oldukça rahatım. Albümün ilk klip şarkısı 'Bu Yağmurlar'ın başarılı olması bizi çok rahatlattı. İkinci albüm sendromu zaten yaşamamıştım ama yine de içimi rahatlattı bu...

- 'Afili Yalnızlık'tan sonra sıkı bir dinleyici kitleniz oldu, bunun rahatlığı da olsa gerek...
İlk defa, bir dinleyici kitlem olduğunu bilerek albüm yaptım. Eğer bir kitleniz yoksa borçla yapıyormuşsunuz hissi oluşuyor. Şarkıların 30'ar saniyelik bölümlerini internete yükledik ve insanların tepkilerini de ölçme şansımız oldu.

- Albümün ismi bir metafor mu? Ne kadar zor yapılsa da o kadar kolay yıkılır 'Kağıt Evler'...
Aynen öyle. 'Kağıt Evler' metaforunu bulana kadar, eksiksiz bir isim bulamamıştım. Hem bu albümün hem de genel müzikal duruşun tanımı olabilecek bir şey olduğu için bu ismi seçtik.

HERKESİN FRENLEYİCİLERİ VARDIR

- Albüm İsveç'te kaydedildi. Şarkılarınız zaten depresif ve melankoliktir. Üzerine bir de Kuzey Avrupa'nın karanlık ve depresif havası albüme yansıdı mı?
Tabii ki etkiledi. İskandinav ülkelerinin karanlığını ve soğuğunu hep duyardım ama gidip orada 2 ay kalınca ne demek olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. İsveç'i özellikle karanlık bir tarafı olduğu için tercih etmedim. Albümde birlikte çalıştığım prodüktör Mats Valentin için tercih ettim. Mats İspanya'da yaşıyor olsaydı ben de İspanya'ya giderdim.

- İskandinav topluluklar son dönemde müzik piyasasında hayli popüler. Onların dünyaya açılmasıyla, İskandinav etkisi de yaygınlaştı. Orada böyle bir izlenime kapıldınız mı?
Dünyada müzik piyasasının İsveçli dolu olduğunu söyleyebilirim. Avrupa hatta Amerika'da pastada dilimleri çok büyük. Müzik piyasasında da, kim ne yapıyorsa İsveç'te yapmaya çalışıyor. Daha yetenekli oldukları için değil ama çok çalışkan ve vizyon sahibi oldukları için tercih ediliyorlar. Bakış açıları hem Amerikalı hem Avrupalı olduğu için orada genel bir artı değer var. İsveç'in ardından da Norveç zorluyor piyasayı. İsveç kazandığının yarısını yatırıma harcıyor. Bir binaya giriyorsunuz, yan yana 10 tane stüdyo var. Birinde country, birinde rock albümü kaydediliyor bir yandaysa biz, içinde ney olan 'Hoşçakal'ı kaydediyoruz. Bir acayip yani... Taksiye biniyorsunuz şoför de müzikten bahsediyor.

- İsveç'te müzik piyasası gelişirken diğer yanda telif hakları konusundaki düzenlemelere karşı gelişen Pirate Bay gibi oluşumlar da buradan çıkıyor. Bu karşı tavrı hissettiniz mi?
Pek hissetmedim. Marketin içinde çalışan ve oradan para kazanan insanlarla olduğum için bu tarz şeyleri fark etmedim. Müziğe ulaşmak herkesin hakkıdır ama kaynak olmayınca nasıl müzik yapılacak? Zaten indiriyorlar bir de tantanasını yapmaya gerek yok. Güzel kalitede platformlar oluşturmaya çalışılmalı bence. İnternet kullanıcıları çok fazla zamanı olan insanlar olarak görülse de durum öyle değil. Örneğin ben 'Bu Yağmurlar' ilk çıktığında uğur olsun diye bir platformdan indirmeye kalktım, kendi şarkımı satın alamadım! Çünkü teknik olarak bir sürü pürüz çıktı karşıma! 

- Açılış şarkısı 'Bu Yağmurlar'da, avaz avaz haykırılan bir hüzün var. Uçurumun kenarına geldiğinizde tutunacak birini arıyor musunuz?
Şarkı sözü abartılarak yazılan bir şeydir. Zor zamanlarda arkadaşlarıma ya da anneme telefon açıp 'Uçurumun kenarındayım koşun' demiyorum tabii!

- Ama dinleyeler için öyle bir etkiyi yaratıyor!
Sanırım bu sadece dinleme anında geçerli bir etki. İnsanın en zor zamanlarında frenleyicileri olur hep. Şarkıda seslendiğim 'anne' de bunlardan biri. Bu tip depresif bir şey düşündüğünüzde perdenin altında tutuyorsunuz ve şarkı yazarken ortaya çıkıyor. Müzikle de birleşince o hüzün etkisi artıyor tabii...

'KAĞIT EVLER' DAHA İYİ BİR ALBÜM OLDU

- Şarkılarınız melankolik ve karanlık olduğu kadar içtendir de aynı zamanda. İki albüme dışarıdan bakınca ne hissettiriyor size?
'Kağıt Evler' kesinlikle daha iyi bir albüm. Birebir karşılaştırmadım ama birbirlerine yakın olduklarını düşünüyorum. Şarkı sözlerini karşılaştıracak olursam; daha  olgun olmuş. Bunu yazarken fark etmedim ama aradan 4 yıl geçti tabii... Vicdani olarak, içsel olarak yaptığınız işi siz bilirsiniz. İki albümden daha çok gurur duyacağım 'Kağıt Evler' olacaktır.

- Albümde yaş konusundaki göndermeler dikkat çekiyor hemen...
'Afili Yanlızlık'ı yazarken hep tamlamalar kullanarak anlatmak gibi bir sıkıntım olmuş. Anladım ki olayı ucuzlatmadan yalın biçimde yazmak önemli. Basit bir cümle derdinizi daha iyi anlatabiliyor.

Sürprizler tehlikelidir!

- Kayıt aşamasındaki sürprizler canınızı sıkar mı?
Hoşlanmıyorum ama çok sürpriz olur; vokalleri kaydederken bile nota sehpasında hep kalem durur her an bir şey yazabilirim diye. Sözleri söylerken bile değiştirdiğim oluyor. Kaç tane şarkın var sorusunun cevabı yok çünkü her birinin onar versiyonu var, hep sağından solunda çekiştiriyorum. Şansa bırakmak da istemem bazı şeyleri çünkü bir albüm hayatınız boyunca bir yerinizde duruyor. İçinde bir şey sizi rahatsız ederse bu ömrünüz boyunca kalır. Bu yüzden sürprizlerden hoşlanmıyorum.

- Peki ya hayattaki sürprizler?
Sürpriz tehlikeli bir şey! Sürpriz kelimesini duyunca gözü parlayan insanlardan değilim ama iyi bir sürprizden kim hoşlanmaz? Mesela sürpriz bir doğum günü partisine çok sevineceğimi sanmam ama arkadaşlarım beni düşündüğü için de iyi hissederim.

Twitter'da eğleniyorum

- Facebook'ta bol bol hayranınız  Twitter'da da aktif bir hesabınız var. İnternette vakit geçirmekten, bu sitelere bakmaktan keyif alıyor musunuz?
Sitemin webmaster'ı bana sürekli 'şu siteye gir, bu siteye bak' diyor. Daha önceleri onun bu isteklerini geçiştiriyordum ama sonra ben de ilgi duymaya, adapte olmaya başladım. Bir de bu bir ekip işi.
Biri bana 'Twitter'a girmen gerekiyor abi' dediyse girmem gerek! Sonradan bu sitelerde vakit geçirirken ben de eğlenmeye başladım. Beni dinleyenlerle iletişim kurmak açısından da o sitelerde yer almayı faydalı buluyorum.

Alıntıdır.

Çevrimdışı !..

  • Yönetici
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2372
  • Rep puanı: 143
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın Facebook
Emre Aydın Nisan 2010 Röportajları
« Yanıtla #9 : 16 Ağustos 2010, 15:23:16 »