Emre Aydın

Gönderen Konu: Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları  ( 23813 Okunma )

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı OrliBloom

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2047
  • Rep puanı: 20
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #20 : 22 Mayıs 2008, 16:43:11 »
Aksiyon Dergisi

- Sembolizmi sıklıkla kullanıyorsun. “Sil gözünün yalnızlıklarını”, “Kaybettim bugün kendimi, hükümsüzdür” vs… Kelimeleri sembollere saklamanın, kendini saklamak istemenle ilgisi olabilir mi?

Sadece yeni dönem rock müzikte, alternatif müzikte değil, edebiyatın içinde de İkinci Yeni akımının getirdiği bir şey aslında bu. Ben o tip metaforlara, simgelere başvursam dahi, yalın bir anlatım kullanıyorum. Dinleyici olarak çok kapalı şeylerden hoşlanmıyorum.

-Afili bir yalnızlıktan bahsediyorsun; ama şarkıların biraz da kendini bencilleştirdiğin, kendini kendine sakladığın hissi veriyor.

Evet. Zaten albümde “Evet, kendimi kötü hissediyorum. Depresyona yakınım. Yalnızlıktan çok bunalmışım. Ama sürünmüyorum.” durumu var.

-Acılarınla dalga geçebilecek kadar olgunlaştın mı?

Kusurlarımla dalga geçiyorum. Ama acılarımla dalga geçecek kadar olgunlaşmadım galiba.

-Türkiye’deki rock dinleyicisi, müzik kadar nitelikli sözlerin de peşinde. Leonard Cohen, Nick Cave, Bob Dylan ne kadar rağbet görüyorsa, Feridun Düzağaç, Mazhar Alanson, Bülent Ortaçgil gibi isimler de o kadar çok dinleniyor. Senin ufkunda da bu limanlar var mı?

‘Melodisi belli olsun diye’ söz yazıldığını hissettiğim vakit o albümü bir daha dinlemem. Müzik tarihinin gelişimi de aslında bunu kanıtlıyor. Bob Dylan’dan Âşık Veysel’e, Nick Cave’e kadar bir şeyler anlatan isimler var. Bahsettikleriniz çok değerli isimler. İnşallah onlar kadar kalıcı olabilirim.

-En büyük derdin ne?

Bir sonraki albümü, bir öncekinden daha iyi yapabilmek.

-Kendinle ilgili?

Bazı şeyleri fazla düşünüyorum. ‘Birini incittik mi?’ diye çok düşünürüm. Onun dışında dağınığım biraz.

-Yalnızlık hayatının neresinde duruyor? Sığınabileceğin bir noktada mı?

Yoğun bir günün ardından eve gidip en azından bir iki saat yalnız kalmak istiyorum. O birkaçış galiba. Evde üç kişi kalıyoruz. Kapımı kapatıp yalnız kalmak istiyorum. Ama sürekli yalnız kalmaktan ve yalnız yemek yemekten hoşlanmıyorum. Gün içinde çok fazla ilişkimin olmaması beni rahatsız etmiyor yine de.

-Bugünlerden itibaren bu şansın pek yok. Birçok albüm ve klip listesinin zirvesindesin. Bu, yalnızlığını, kendinle başbaşalığını inkıtaya uğratır mı?

Biraz uğratıyor tabii. Gündelik telaş içinde çok fazla bir şeye vaktiniz kalmıyor. Bir ay önce hevesle bir kitap almıştım. Ona yeni başlayabildim.

-O kitap neydi?

Jön Türkler, İttihat ve Terakki üzerine. Edebiyat üzerine bir şeyler okumuyorsam eğer, popüler tarih okuyorum.

-Kimleri okursun?

Edip Cansever’i çok severim. İkinci Yeni şairlerinin neredeyse tamamını severim. Bir, Ece Ayhan’a alışamadım. Hâşâ, başarısız demek haddime değil. Şiirinin sesini alamadım henüz. Attila İlhan sevdirdi bana şiiri. Hece ölçüsüyle yazan belki de en büyük Cumhuriyet şairi. Üniversite yıllarında Bukowski’ler ve Nietzsche çevirilerinin üzerinde duruyordum.

-Şiirlerin ve şarkıların arasında ciddi bir ayrım var.

Çok doğru. Bence bu olması gerekiyor. İkisi çok başka şeyler bence. Tamam, ikisinde de söz yazıyorsunuz. Ama şarkı yazarken ister istemez hece ölçüsüne uymak zorundasınız. Melodi bunu diretir. Şiirde ister yapar, ister yapmazsınız. Müzikte nasıl ki ‘sound’ var, tınlama ve kapalılık-açıklık var. Şiirin de bu hassasiyetleri var. Şarkı yazmak daha zor; ama ikisini ayırmaya çalışıyorum.

-Şiirlerin daha dağınık duruyor. Şarkı sözlerini derleyip toparlayan yalnızca müzikal gücün mü? Yola müzikten mi, sözden mi çıkıyorsun?

Benim kafamda öncelikle tema vardır. Söz de, müzik de öncelik taşıyabilir. Ama daha şarkıyı yapmadan önce, ne hakkında yapacağımı biliyorum. Önce müziğini yaptıysam bile hangi kelimeleri kullanacağımı bilmiyorum; ama ne anlatmış olacağımı biliyorum. Şiirdeki dağınıklık biraz da sıkılmayla ilgili.

-Sence sözün müzik içindeki ağırlığı ne?

Yarı yarıya galiba. Hatta elli bire, kırk dokuz diyebiliriz. Söz olmasaydı, Âşık Veysel olmazdı. Besteler çok güzel; ama o düşük teknolojik şartlarda net kaydedilememiş. Bazen sazın ne çaldığı belli bile olmuyor. Ama öyle sözleri var ki… Ben hiçbirinin diğerinin önüne geçmemesine uğraşıyorum.

-Şiirlerini okuduğum zaman Bukowski’deki ‘kentli umursamazlığı’ dikkatimi çekti. Albümünde de bu var. Şiir dışında roman okur musun? Ve kimleri dinlersin?

Saplantılı olduğum bir grup yok. En çok Placebo’yu seviyorum. ‘Brit pop’ dinlerim. İsim vermek gerekirse Depeche Mode dinliyorum şu anda. Jay Jay Johanson severim. Alternatif grupları takip ediyorum. Türkçe en çok dinlediğim grup Vega’dır.

-Vega’dan Tuğrul Akyüz’le çalışmak, rahat hissettirdi mi?

Albümün kaydındaki ekip benim içimi her açıdan ferahlattı. Vega ve Gripin en çok dinlediğim gruplardır. Manga da çok başarılı bir gruptur. Edebiyatla ilgili olarak da abartılı bir Bukowski hayranlığım olmadı; ama her üniversitelinin okuduğu kadar okudum. Trevenian falan okudum. Umursamazlık değil de sinir durumu daha fazla galiba. Bukowski de aslında kızgın olduğu için umursamıyordur ya! Galiba şiirlere de kızgın olduğu için melankolik denebilir. Hatta umursamıyor değil de tersine, kızgın olduğu için umursamayan...

-Burada bir güç gösterisi mi var?

Esasında güçsüzlüğü örtme güdüsü de olabilir.

-Güçsüzlüğü anlatma iradesini göstermek başlı başına bir gücün ifadesi değil mi?

Evet, tam olarak böyle galiba.

-‘Afili Yalnızlık’ albümünün karakteristiği hakkında çok şey yazılıyor. Ama en önemlisi senin ne söylediğin. Bir pop-rock albümü bu. Türkiye’de sanat gelişmiş olsa buna pop albümü diyebilirim. Ama pop albümü dediğiniz zaman başka yerlere gidiyor. Çünkü insanların pop olarak tanıdıkları müzikler bambaşka. Bu albümde yeni bir elektronik akımı denedik. Yalnızlık albümü. Tematik bir albüm. Ben tamamen tüketmek istediğim şeyi yapmaya çalıştım. Müziğin en fazla beşinci dinleyişte algılanması taraftarıyım. O yüzden biraz rahat. Ama bu ucuzluk olarak algılanmasın.


-Senin tüketimin bir yana, dinleyicinin çabuk tüketeceği bir albüm yapmamışsın. İçi boş albümlerin satıldığı bir ortamda albümünün bu kadar çok satılmasına nasıl bakıyorsun?

Onu video klipe bağlıyorum. Video klipin sanatsal bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Kısa film niteliğinde bir şey yaptık. Şebnem Dönmez’in oyunculuğu inanılmaz etkili oldu. Bir de ekibe bağlıyorum. İyi bir şey yapmışsanız, yerin yedi kat dibine gömseniz bile o bulunur. O endüstriyel bayağılık bizi kamçıladı. Mühim olan yirmi, otuz yıl sonra ömrümüz varsa oturup “O dönemin şartlarında yüzümüzü kızartmayacak, güzel şeyler yapabilmişiz” diyebilmek.

-Bu kadar erken ve bu kadar büyük rağbet göreceğini düşünür müydün?

Ben daha uzun sürer diye düşünmüştüm.

-Endüstrinin parçası olana dek, kendin için üretiyorsun. Ama parçası olduktan sonra var olan yapıyı da dikkate alman gerekiyor. Belki daha vahimi, belli bir sürede üretmek zorunda olman. Bu seni rahatsız edecek mi?

Senede bir albüm yapma gibi düşüncemiz yok. Sistem sizi zorluyor; ama ben hayatta içime sinmeden getirip de sunmam. 6. Cadde albümünü yaptığımız zaman 21 yaşındaydık. Dinlettiğimizde her kafadan başka bir ses çıkıyordu. Gördüm ki bu çok da anlamlı bir şey değil. Çünkü pazarın talebini bilmiyorum. Bu albümün şarkılarını ev arkadaşlarımdan başka kimseye dinletmedim.

-Feridun Düzağaç, 2003’te ‘Orijinal Altyazılı’ albümüyle popüler kültürün göbeğine oturunca, kemikleşmiş hayran kitlesi gibi kendisi de bundan rahatsız olmuştu. Senin de 6. Cadde’den ve internetten dinleyici kitlen var. Bu kitle popülerliğine tepki verdiğinde, sen de ‘Nerede yanlış yapıyorum?’ der misin?

Yok. Feridun Düzağaç’ın ciddi ciddi dinleyicisi ve gözlemcisiyim. Orada ayrılıyoruz. Feridun Düzağaç zaten popüler olmak için bir şey yapmadı. Çok güzel videolar çekildi ve o albüm iyi yerlere gitti. Ama aynı Feridun Düzağaç’tı. Popülerliğin onu etkilemesine gerek yoktu. Kemik kitlenin rahatsızlığı zaten bakidir. Onlar her şeye kızıyor. Çünkü onlar hakikaten sizi çocuğu, abisi gibi görüyor. Müdahaleciler. Ne yapsanız kızarlar. Mesela videomda yokum diye kızdılar. Ben, dinlediğim insan yalnızca ticari bir iş yaparsa rahatsız olurum

-Klipte olmamak senin fikrin miydi?

Yönetmenimiz Yon Thomas’ın fikriydi. Senaryo da ona aitti. Film o kadar güzel akarken, gitarla görünelim istemedik.

-Bu, seni gizemli bir kişiliğe büründürürken, programlara çıkarak kendini çabuk mu deşifre ettin sence?

Yoo, hiçbir hesap yapmadık, ‘Resmi Site’ sitesi bir seneden beri var. Ondan önce 6. Cadde’nin web sitesi vardı ve 6. Cadde’yle yaptığımız albümün kapağında da vardım. Ama klibi dönmüyordu televizyonlarda. Saklanma gibi bir stratejimiz olmadı.

-Sing Your Song’daki birincilikten sonra herkes sizden bir patlama bekliyordu. O albüm çıktı; ne var ki tanınırlık ve tiraj açısından beklentilerin oldukça aşağısında kaldı.

Albüm çıktıktan bir ay sonra plak şirketimiz Universal kapandı. 6. Cadde’nin başına bir albümün başına gelebilecek ne kadar kötü şey varsa geldi. Çok da bekletilmiştik. Hiçbir şey basılmadı, promosyonu yapılmadı. Biz de okula geri döndük.

-Üniversite hayatın İzmir’de geçmiş. Yalnızlığını demleyen faktörlerden biri İzmir olabilir mi?

İzmir’in öyle bir kimliği vardır. Hatay ve Göztepe’den sahile bakmak bile yeterlidir. İzmir’in bir havası vardı, İstanbul’un da başka bir havası varmış mesela. İzmir hüzünlüdür de, İstanbul buruktur.

-‘Afili Yalnızlık’ tematik bir albüm. Yalnızlık ve kendini bir arayış var. Ama bu arayıştan vazgeçip geçmişe sığınan bir yanın da var.

İster istemez hoşnutsuzluklardan bahsederken, geçmişe hep bir özlem vardır. Doğru tespit bence.

-Basamakları bu kadar hızlı çıkmaya başlarken, karşılaştığın dünya ile kurguladığın dünya arasında nasıl bir fark var?

Yaşamı kurgulamamaya çalışıyorum. Mümkün mertebe hepsinden kendimi soyutlamaya çalışıyorum. Arkadaşlarım aynı. Arkadaş sayım da azdır. Evimi de değiştirmeyeceğim. Mecidiyeköy’de üç arkadaş oturuyoruz. Biri gitarcım, biri de İzmir’den, üniversiteden beraber geldiğimiz arkadaşım. Kremalı bir beşerî topluluğun uzağındayım. Zaten yapım da buna çok müsait değil. Kokteyller peşinde koşturamam. Başka bir statüye de ait olmam. Ben mutluyken ‘Ne mutluyum’ diye şarkı yapacak biri değilim.

-Şöhreti bu kadar çabuk yakalamanın en kötü yanı kibrin baş belası hâline gelmesi. Seni dizginleyen mekanizmalar neler?

Ben işin mutfağını, müzikal yönünü daha çok düşünmeye çalışıyorum. Zaten çok düşünürüm bunları. Piyano edindim mesela. Vaktimi onunla geçiriyorum. Ufak ufak demo kaydetmeye başladık. Ben öbür tarafı unutuyorum zaten. Röportaj yapmazsam, farkında bile olmayacağım. Birisi gelip “Fena patladın oğlum.” diyor. “Gerçekten öyle mi?” diye soruyorum.

-İstiklâl’de yürüyebiliyor musun hâlâ?

Yürüyorum. Videomda yokum çünkü. Hakikaten müzik dinleyicisi tanıyor. İstiklâl’de fotoğraf çekimleri olduğu zaman, dikkatli bakınca fark ediyorlar. Hızlı yürüyerek sıyrılıyorum.

-İnternette patlayan şarkıcıların piyasaya çıktıklarında ayakta pek de kalamadıklarını görüyoruz. İnternette tanınıyor olmak, senin için dezavantaja dönüşür mü?

Döndü zaten. ‘Afili Yalnızlık’ şu anda internette en çok download edilen albüm. Bir de hitap ettiğimiz kitle, internet kullanan kitle. Oradan bir dezavantajımız var. Bu albümün her şarkısının arkasındayım. Sanatsal zevklerim açısından daha geri bir iş sunmayacağım.

-Albümün bütünlüğüne uyan, iyi bir cover seçimi yapmışsın. Umay Umay’dan dinlediğimiz ‘Hareket Vakti’ni seçme sebebin neydi? Diğer cover alternatiflerin nelerdi?

Şarkı, Barlas Erinç’in şarkısı. Umay Umay meşhur etmişti. Cover olacağı sonlara doğru belli oldu. ‘Üzerinde hiç oynanmasın’ diye düşünüldü. Bir tane Sezen Aksu şarkısı vardı aklımda. Sezen Aksu cover’ı çok yapıldı. ‘Yalnızlık Senfonisi’ni düşünmüştüm. Bayağı da aklımdaydı. Senfonik ve sert bir düzenleme düşünmüştük. Bunları söylemem ne kadar doğru onu da bilmiyorum. ‘Hareket Vakti’ benim seçimimdi ve dört tane farklı versiyon içinden bunu seçtik.

-Sana yönelik iki büyük eleştiri var…

‘S’ ve ‘ş’leri telaffuzum…

-Biri o, diğeri de gırtlak ve tavır itibarı ile Teoman’la benzerliğin.

Bunu kabul etmiyorum. Bence, mesela Feridun Düzağaç’a daha çok benziyorum. Kimse bunu söylemiyor. Söz ve müziğini kendisi yazması yönüyle Teoman benzerliğini kabul edebilirim. ‘Ş’leri telaffuzumla ilgili de kayıtta hataları telafi etme taraftarıyım her zaman. Konsere geldiklerinde “A, bu adam ‘ş’yi, ‘s’yi söyleyemiyor.” diyeceklerine şimdiden görsünler. Bunun için artikülâsyon kursuna gitmem gerek. Ama ben şikâyetçi değilim. Ben bu ülkede yerli ve artikülâsyon problemi olan beş büyük sanatçı sayabilirim.

-“İstenmiyor olmakla ilgiliyim.” diyorsun. Şimdi bu kadar istenirken, çelişkiler yaşıyor musun?

Bu, duruşunuzla ilgili. İnternet sitesinde bana ulaşanların çoğunun ‘Emre abi’ diye seslenmesinden çok memnunum. Oradaki ‘isteniyor olmak’ rahatsız etmiyor.


Çevrimdışı OrliBloom

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2047
  • Rep puanı: 20
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #21 : 22 Mayıs 2008, 16:47:02 »
Emre Aydın. Türkiye'nin şu sıralar en çok satan albümü "Afili Yalnızlık"a imza attı. Peki şimdi ne olacak?

Her yerde şimdi o. Röportajlardan başını kaşıyacak vakti olmadığını söylüyor. Albümden anlaşılan o ki bir zaman çok sevip yeterince sevilmediği için acı çekmiş. "Acı çekmeden yaratılmıyor zaten hiçbir şey" diyor. Acaba içinde olduğu bu vakitsizlik yüzünden acı çekemezse ikinci albüm olmayacak mı? "Bir kere acı çekmek yeter..." diyor, "ikinci albüme de, üçüncüye de..." Acaba 'aynı acı'dan doğduğu için mi ikinci, üçüncü albümler birincinin aynısı gibi geliyor kulağa? Bunları merak ediyoruz. Cevap için beklemek gerekecek. Emre Aydın da bekleyecek, biz de...

- Sing Your Song yarışmasında Onur Ela ile birlikteydiniz şimdi neden yalnızsın?
Onur profesyonel olarak müziğe devam etmek istemediğine karar verdi. Sebep sadece bu. Zaten benim ev arkadaşım.

- Pişman oldu mu?
"Bilmiyorum'" diyor, beraber olsaydık daha mı iyi olurdu, yine böyle olur muydu? Hiçbir zaman geri dönüp bir de öbür ihtimali yaşayamadığınız için bilemiyorsunuz. Olmadı galiba. Zaten düzenli bir adam. Bir şirkette çalışıyor. Saatleri belli maaşı belli. Minimum risk istiyor. Tercih meselesi.

- Sen böyle bir şey yapabilir miydin?
Yok, hiçbir zaman da düşünmedim.

- Sen biliyor muydun peki?
Biliyordum evet...

- Neyi biliyordun, ne oldu?
Türkiye'nin en çok satan albümünü yapmış oldum... Röportaj yapmaktan başka bir şey yapamaz olduk.

- Sonra? Biter bunlar yakında...
Yok. Çok mikro şeyler üzerinde çalışıyorum. Çello mu, piyano mu gibi detaylara kafa patlatıyorum...

- Röportajları okudum. Neredeyse herkes çok sevmiş. Sen hiç negatif eleştiriye gereksinim duyuyor musun? Kendini geliştirmek için...
Yok, albümle ilgili yok. Bu albüm hiç satmasaydı da biz bu albümün dinleyici olarak iyi bir albüm olduğunu düşünüyoruz. Ki işin bu kısmı çok önemli. Ta işin en başında bu albüm satmasa da kendimizi yıpratmayacağız diye karar almıştık... Ama kendimle ilgili değiştirmek istediğim bir sürü şey var tabii. Mesela daha az sinirli bir insan olabilirdim.

- Nasıl yani?
Ne bileyim birini kırınca falan çok kafama takıyorum.


- Bir yerde okumuştum... O insanı arayıp 'Kusura bakma sana öyle dedim' diyormuşsun... Suçluluk mu duyuyorsun?
O işin takıntı tarafı galiba.

- Yalnız mısın?
Yok ya, sürekli "Vay be! Ne yalnızım diye takılan bir adam değilim. O, albümü yazdığım dönemle ilgili. Konsept bir albüm yapmak istedim. Sevdiğim albümler böyle.

- Albümü dinlerken şarkı hiç bitmiyormuş gibi geliyor...
Biz ona bütünlük diyoruz.

- Bazıları ona tekrar diyor.
O eleştiri her albüm için söylenir... Ben şahidim.

- Genel olarak bu tekrar konusuna ne diyorsun?
Emre Aydın Teoman'a mı benziyor, Feridun Düzağaç'a mı; önce onda bir hemfikir olsunlar. Netice itibariyle tamamen bambaşka bir şey olması için başka bir müzik aleti yaratılması gerekiyor. Akustik sound var diye öyle diyorlar.

- Etkilenmek, benzemek kötü bir şey midir? İşte onu fark edip engel olmak lazım. Kendim için konuşmuyorum sadece, genel olarak hırsız kulak diye adlandırılan bir şey vardır. Bir şeyi dinlersiniz ve o kulağınızda yer eder. Belki bir sene sonra piyanonun başına oturduğunuzda onu tıngırdatmaya başlarsınız. Ve kendi kendinize beste yapıyorum falan diye takılabilirsiniz. Dikkatli olmak lazım. Etkilenmek tabii ki normal. Ama ben ne Teoman'la ne de Feridun Düzağaç'la aramda benzerlik görüyorum. Kategori olarak eyvallah, yani zaten Mahsun Kırmızıgül, İzzet Altınmeşe ile aynı kategoride olduğumu iddia etmiyorum... Yani erkek vokal, kendi yazıyor kendi söylüyor... Ne olabilir ki zaten.

- 25 yaşındasın. Ne güzel erken olmuş...
Yani önemli olan devam etmesi... Şu anda olan önemli değil...

- Sen ne yaparsan devam eder?
Valla sadece benimle ilgili bir şey değil o malesef. Tabii ki ben en iyiyi yapmaya çalışacağım ama neticede bu bir ürün ve pazarlanması gerekiyor. Kontrol edilemeyen dünya kadar değişken var ve "Ben süper şarkılar yazıyorum, ikinci albümde çok iddialıyım" demek çok saçma olur. Ben estetik açıdan elimden geleni yapacağım.

- Neden iyi bir müzisyensin?
Tutkuyla yapıyorum ve üzerinde çok düşünüyorum. İşin matematik tarafıyla da ilgileniyorum. Mesela bir söz ne kadar iyi olursa olsun, iyi tınlamıyorsa çıkarırım.

- Yarışma zamanında sana nasıl davranılıyordu? Şimdi şaşkın mısın?
Şaşkın değilim ama adapte olmakta zorlanıyorum. O zamanlar bir şeyler yapmaya çalışan biriyle konuşuluyordu, şimdi ise bir şeyleri başarmış biriyle konuşuyorlar... Ama insanlık anlamında bir fark yok çünkü eğer siz aynı insansanız, aynı insanı oynamak da değil bu, bizzat oysanız, insanlar da size düzgün davranıyorlar. Bir şey değişmiyor çok fazla. Dediğim gibi statü farkı var...

- Büyük bir değişiklik olmadığında bile sadece zaman faktörüyle insanlar değişiyor. Sen de değişmiş olsan gerek.
Nesnel olamayabilirim bu konuda... Değişmeye vakit bile bulamamış olabilirim... İlk başta Onur'u aradım yanımda çünkü onunla daha kolay oluyordu her şey; ne bileyim paslaşıyorduk. Özellikle sakat bir soru geldiğinde falan uçup gidiyordu, savuruyorduk.

- Sakat soru nedir?
Ne bileyim, mesela "Şununla mı berabersin?" falan gibi sorular... Gerçi eskiden sorulmuyordu ama işte daha ilk soruda "Duman'a benziyorsunuz" deniliyordu, belli ki art niyetle yapılıyordu bu. Biz de geçiştiriyorduk çünkü kızıp kavga da edemezsin.

- Bir gün 'Keşke daha sert olsaydım, hoşuma gitmeyen bir şey sorduklarında, sana ne diyebilseydim' diyeceksin gibi geliyor bana.
Valla çok içimden geliyor şu anda da. Söylüyorum da bazen. Canlı yayında radyoda kavga ettiğim bile oldu aslında. Öyle ağzına vur, lokmasını al durumunda değilim ben.

- Ne umdun, ne buldun?
Uzun vadede alacağımı umduğumu kısa vadede buldum. Benimle aynı beğenileri paylaşan insanlar olduğunu gördüm.

- Şu an bir stres var mı üzerinde, beklentiler yükseldi...
Yok. İkinci albümü çok daha iyi yapmalıyım ama kendi beğenime göre tabii ki... Teknik yapı, kayıt gibi tüm ayrıntılardan söz ediyorum. Çok kafa olunca çok da ses oluyor... O yüzden ben yine kendi beğenimi ön planda tutup, ona güvenmek zorundayım.

- Şimdi belli ki biraz acı çekmişsin ve yazmışsın.
İnsan zaten sadece acı çekerek yazabiliyor.

- Ya bir daha acı çekmezsen nasıl devam edecek bu iş?
Bir kere acı çektin mi yetiyor o...

- Standartları yüksek bir insan mısın?
Evet... Gündelik hayatta değil. Oturduğum evin iyi görünmesine, dertli toplu olmasına veya gösterişe falan hiç meraklı değilim. Karnım acıkıyorsa, kan şekerim düştüğü için yemek yiyorum. İyi bir yere gideyim falan gibi dertlerim de yoktur.

- Ne zevk veriyor sana?
Sevdiğim insanlarla beraber vakit geçirmek... Tatile gitmek falan olabilir. İnsan odaklı ama çoğunlukla...

- Nereye gitmek istersin tatile?
Valla bilmem, yıllar oldu. Mesela Tekirdağ yakınlarında bir yer var, çekime giderken görmüştüm. Oraya gitmek istiyorum ama ne zaman olur bilemiyorum. Hiçbir şey yapamıyorum ki; hani evde oturup televizyon izleyeyim bile diyemiyorum.

- Evde televizyon yokmuş galiba zaten.
Artık var. Programlara falan çıkıyoruz ya... Mecburen aldım, bakıyorum arada sırada.

- Sen film izlemez miydin evde?
Bilgisayardan izlerdim ama çok da izlemem. Ortalamanın çok altında bir sinema kültürüm vardır. İsim falan da bilmem. Tamam sinema çok önemli bir sanat dalı ama benim pek alakam yok.

- Emre Aköz galiba... Bir pop müzik sanatçısı, Edip Cansever'i, 'Ben Ruhi Bey Nasılım' gibi bir şiiri çok sevdiği için şaşkınmış... Popçulara YASAKLI KELİME ! damgası mı vuruldu iyice? Rahatsız mısın?
Yok beni ilgilendirmez.. Ama doğru çok YASAKLI KELİME ! var. YASAKLI KELİME ! da demeyelim de 'başka' çok adam var... Yoksa benim şiir sevmemde bir tuhaflık yok.

- Bir sabah uyandın... Hava çok güzel... O hava nasıldır? Soğuk olmayan ama kapalı bir hava....

- Hiç işin de yok... Ne yapacaksın?
Bir saat de yarım saat de olsa evden çıkmam gerekiyor. Duvarlar üstüme üstüme gelir sonra. Hiçbir işim yoksa sonra eve dönerim....

- Dur hemen eve dönme. Dışarıda ne yaparsın? Bir kafeye gidip otururum. Başka hiçbir şey yapmam. Bara artık hiç gitmiyorum çünkü benim işim oldu bu. Yani kafede veya çay ocağında oturuyorum. Kalabalık olmayan bir yerde

- En sevdiğin semt neresi?
Hiçbir yeri bilmiyorum doğru dürüst. Mecidiyeköy ve Taksim dışında...

- Ne kadar oldu İzmir'den İstanbul'a geleli?
Birbuçuk sene oldu...

- Birbuçuk sene iyi bir zaman, pek az yer biliyorsun. Şöyle bir Boğaz'a gideyim tek başıma falan demiyor musun yani?
Yok, çok sıkıcı biriyimdir o konularda.

- Hobin mobin de yoktur senin?
Yok (gülüyor). İşte müzik var... Bir de Edip Cansever okumak benim hakikaten hobimdir..

- Yabancı yazarlardan?
Öyle takıntılı olduğum bir yazar yok. Bukowski (Charles) falan okudum lisedeyken.... Popüler tarih okurum... Ama mesela Poe'nun (Edgar Allen Poe) falan biraz abartıldığını düşünüyorum.

- Abartıldığını mı?
Evet. Nietzsche'nin de abartıldığını düşünüyorum mesela. Bir kere o kadar kötü bir Türkçe tercümeyi okuyup da kim ne anlıyor ben anlamıyorum. Yani ne anlıyorsun da neyi tartışıyorsun? Ben okuduğumu anlamıyorum, ki ben okuduğunu anlayan biriyimdir.

- Bu ülkede neyi sevmiyorsun?
Birçok şeyi sevmiyorum. Bir kere haysiyetsiz politikacıları sevmiyorum... Yani insanlar çok güzel bence burada ama kötü yönetiliyor.

- Bu ülkeden gitmeyi düşünüyor musun? Yok hiç düşünmüyorum ve yapamam da zaten. Üç defa çıktım, üçünde de anladım ki yok yani. Manasız buluyorum.

- Peki pergel gibi olmak nasıl fikir? Bir ayak burada ama diğeri devamlı dolaşıyor?
Yok. Manasız buluyorum.

- Yeni bir ülke görüp tanımayı mı?
Yok o değil ama... Eğer hakikaten bir şey yapacaksam giderim. Mesela İngiltere'ye gitmiştim. Şimdi tekrar gitmem için bir işim olması lazım. Yoksa gördüm işte... Bir daha gitmem. Gözü dışarıda değilim.

- Anladığım kadarıyla sen böyle tek başına takılıyorsun hayatta...
Öyle aslında. Evet deminden beri konuştuklarımızın özeti o aslında. Tek başıma takılıyorum...

- Kim seni dinleyip çok sevse, bu seni gururlandırırdı?
Çok var ya...

- Birkaç tane sayıver....
Yazacak şey olsun (gülüyor). Bob Dylan, Portishead mesela...

- İngilizce sözler yazmayı düşünüyor musun?
Yok. Çok manasız.

- Bob Dylan nasıl anlayacak seni?
E ben de küçükken anlamadan bir sürü parçayı severdim. Duygularla alakalı bir şey o. Yapanlar var zaten... Yani yurt dışında yapılacak bir albüm olursa...

- Öyle planlar var mı?
Benim kendimle ilgili böyle bir planım yok. Bir gün burada yapılacakları yaptığımı düşünürsem ki düşünmem kolay kolay, belki deneyebilirim. Çok uçmam ben... Yani hiçbir şeyin imkansız olduğunu da düşünmüyorum ama üçüncü dünya ülkelerinden öyle bir adam çıkmaz... Latin Amerika'dan falan çıkar belki ama o da dikkat edin hep siyasi bir şeydir.

Çevrimdışı efekan

  • Yeni Üye
  • *
  • Avatar Yok
  • Mesaj sayısı: 1
  • Rep puanı: 0
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #22 : 23 Mayıs 2008, 08:02:21 »
ben efekan emre aydın bence çok begenılen bir kişi şarkıları çok anlamlı şarkılar biraz daha üstü kapalı şekilde verilmese bence çok daha güzel olur ayrıca 18 yaşa kadar her kitleye hitap eden şarkıları var

Çevrimdışı yyaress

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 5365
  • Rep puanı: 4
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #23 : 23 Mayıs 2008, 10:19:37 »
Bence sarkilari birtek 18 yasa kadar hitap etmiyor daha ustude dinleyebilir :)

Çevrimdışı OrliBloom

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 2047
  • Rep puanı: 20
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #24 : 23 Mayıs 2008, 22:49:13 »
olan üstü şarkılar yazıyo hayatımda ilk defa bir şarkıcıyı sevdim ve ilk defa bir albümde beyenmediğim bir şarkı çıktı :D

Çevrimdışı emrem1981

  • Yeni Üye
  • *
  • Avatar Yok
  • Mesaj sayısı: 2
  • Rep puanı: 0
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #25 : 24 Mayıs 2008, 22:53:05 »
acaba bu hangi ayın dergisi ve 2008 mi?

Çevrimdışı yyaress

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 5365
  • Rep puanı: 4
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #26 : 25 Mayıs 2008, 12:24:35 »
Evet 2008`in  ;)

Çevrimdışı yyaress

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 5365
  • Rep puanı: 4
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #27 : 25 Mayıs 2008, 18:55:06 »
 
milliyet gazetesinin tv ekinde müzik dünyası bölümünde arzu çağlan yorum yapmış emre aydının da içinde olduğu teomanın albümü için ve o yorum;


yalın 'ın gönülçelen ve sezen aksu nun paramparça gibi o güzelim iki şarkıyı mahvedişine ne demeli?
okumaların yapıldığı gün ikiside kabakulakmı olmuşlardı acaba?
yaşar,nil karaibrahimgil,mirkelam,yavuz bingöl ve EMRE AYDIN ise ,zorunlu ziyarete gelmiş uzak akrabalar gibi...

 :-\ :-\ :-\

Çevrimdışı yyaress

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 5365
  • Rep puanı: 4
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #28 : 25 Mayıs 2008, 19:01:23 »
Salsa dergisinde - Emre Aydın Roportaji
"Afili yalnız"Emre Aydın ile sıcak bir sohbet yaptık.Ciddi olan  ama öyle gözükmeyi pek sevmediğini söyleyen Emre Aydın müjdeyi verdi:Yeni albüm 2008'de.Ve bir klibinde de HAYRANLARIYLA BİRLİKTE KAMERA KARŞISINA GEÇECEK.


*9 Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nden mezun oldunuz.Aldığınız iktisat eğitimi beste yaparken işe yarıyor mu?
    Kesinlikle hiçbir işe yaramıyor.

*Bağlamadan metalciliğe,metalden rock'a...Buradan nereye?
     Evet.Babam bana bağlama almıştı,pek sarmadı.Sonra metale heveslendim.Şimdi de rock.Bundan sonrasını ben de merak ediyorum.

*Yeni albümünüz ne zaman?
   Önümüzdeki yıl ekimde.Bir aksilik olmazsa tabii.

*Üç klibinizde de Şebnem Dönmez vardı.Niye ille Şebnem Dönmez?Çok mu güzel,çok mu yetenekli?Yoksa size şans mı getirdi?
   Çok yetenekli,çok güzel ve evet,şans getirdi.

*Söz ve müzikleri nasıl bir ruh haliyel yazıyorsunuz?
      Kendimi kötü hissettiğim zaman daha kolay yazıyorum.Aslında yazmam için herhangi bir şeyin beni etkilemiş olması yeterli.

*Ne kadar acı,o kadar iyi şarkı yani.Öyle mi?
      Ne kadar iyi şarkı,o kadar iyi şarkı.

*Şarkılarınız dillere düşüyor ama siz geride duruyorsunuz.Neden?
     Geride durduğumu söylemek doğru olmaz diye düşünüyorum.Bütün vaktimi röportajlar ve konserler alıyor.Üzerime düşen herşeyi eksiksiz yapmaya çalışıyorum eksiksiz.Sadece magazinden hoşlanmıyorum.Çünkü magazin bambaşka bir olgu.

*Çok sayıda konser veriyorsunuz.Unutamadığınız komik ve ilginç bir anınız vardır mutlaka.
     Bir sürü var.Ama en dikkat çekeni,6.Cadde ile çalarken sahneden düşmüş olmam.

*Hep suçlu ve hüzünlü bir haliniz var.Gülmeyi sevmez misiniz?
     Çok severim.Hatta gerekmedikçe ciddi olmak istemiyorum.

*Siz kimlere gülersiniz?
     Oyunculardan Engin GÜNAYDIN'ı çok başarılı buluyorum.

*Şarkı sözlerinizden anlaşılıyor;Aşktan yana yaralısınız.Peki siz kimseyi ağlatmadınız mı?
    Elbette ağlattım.
*Size bu şarkıları yazdıran kadın,şimdi gelip çalsa kapınızı,açar mısınız?
     Hayır.

*Ünlü bir yazar"Kadınların üzüntüsü yaz fırtınası gibidir,şiddetli ama kısa olur"demiş.Aynı fikirde misiniz?
     Bunu şöyle uyarlayabiliriz"Kadının üzüntüsü dev aynasında görülen bir sanrı gibidir.Aslında ne büyüktür ne de gerçek".Ama bu bir abartı elbette.Ben kadın düşmanı falan değilim.

*En çok kullandığınız ve sinirlendiren kelime ne?
     "Bir şekilde" diyorum sık sık."Mevcut" kelimesini de çok kullanıyorum.İngilizce kelime kullanımından çok rahatsız oluyorum.

*Tek bir çılgınlık hakkınız olsa ne yaparsınız?
     Her şeyi bırakıp uzak bir köye yerleşirim.

*Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil etmek için teklif aldınız mı?Kabul eder misiniz?
     Bununla ilgili bir dedikodu var ama resmi bir teklif gelmedi.Eğer alırsam üzerine çok kafa yoracağım bir konu olacağı kesin.

*Hayranlarınızı klipte oynatmayı düşünüyor musunuz?
     Onlarla ilgili bir klip fikri var.Fikir henüz olgunlaşmadı ama çok hoş olur diye düşünüyorum.

Çevrimdışı yyaress

  • Moderatör Adayı
  • *****
  • Mesaj sayısı: 5365
  • Rep puanı: 4
  • Cinsiyet: Bayan
    • Emre Aydın
Emre Aydın - Mayıs 2008 Röportajları
« Yanıtla #29 : 25 Mayıs 2008, 19:08:08 »
‘’ARABESK BİR ALBÜM YAPMADIM’’

Emre Aydın son günlerin çok konuşulan isimlerinden biri.Afili Yalnızlık şarkısıyla yalnızlığına övgüler düzen genç şarkıcının albümü hiç de düşünüldüğü gibi sıkıntı ihraç etmiyor .Kendisi de’’Çok yalnızım,sürünüyorum değil,yıprandım ama sürünmüyorum albümü bu’’yorumunu yapıyor.Piyasadaki eller havaya hallerinden sıkılmış olanlara duyurulur.
SON günlerde herkesin dilinde bir ‘’Afili Yalnızlık ‘’tır gidiyor.Şarkının yaratıcısı Emre Aydın da öyle.Oysa genç şarkıcı sektörde çok da yeni değil.Onu tanıyanlar,6.Cadde döneminden biliyorlar.Bilmeyenler için işte 6.Cadde’nin kısa bir özeti:Yıl 2002,yer İzmir.Emre Aydın ve arkadaşları 9 Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde hem okuyor hem de müzik yapıyorlar.Tam o dönemde Sing Your Song yarışması organize ediliyor.İlk 18’e kalanlar için yapılacak toplama albüm Emre Aydın ve arkadaşını gaza getiriyor.6.Cadde ismiyle yarışmaya katılıyorlar.’’Dönersen’’isimli şarkı Türkiye birincisi oluyor.Sonrasında ver elini İstanbul.6.Cadde olarak bir albüm yapıyorlar,ancak albümün çıkmasının üzerinden bir ay bile geçmeden plak şirketi kapanıyor.
  Rotayı yeniden İzmir’e çeviriyorlar.Hedefleri okulu bitirip müziğe yoğunlaşmak .İzmir’de ikinci albüm için çalışmalar başlanıyor.Bir süre sonra grubun diğer üyesi devam etmek istemiyor .Emre Aydın da yolunu tek başına çiziyor.
  Son günlerin en çok satan albümünün öyküsü özetle böyle.Emre Aydın’a gelince,şarkılarında yalnızlığı yüceltip,depresyonu tabiri caizse dibine kadar yaşarken gerçek hayatta çok da bunalım takılan biri değil.Konuşmasından,bakışlarından birazcık kendi içine dönük biri olduğu anlaşılıyor yalnızca.Kendisi de albümü için ‘’Bu ağlak ,arabesk bir albüm değil;çok yıprandım ama sürünmüyorum,’’cümlesini kuruyor.Alternatif çalışmalar arayanlara duyrulur.

Üniversiteden once muzikle aran nasildi,yoksa birdenbire mi girdi hayatina?
Beni ilkokulda bağlama kursuna göndermişler biraz sosyalleşmem için.Ben de sevdim bağlamayı.Ortaokulda gitar çalmaya başladım.

Albumunle kisa surede olumlu-olumsuz bircok elestirinin hedefi oldun.Çok begenenler var ayni oranda begenmeyenlerde….Tarzini teoman`a benzetiyorlar….
Açıkçası eleştirilere pek takılmıyorum.Benimde kulağıma geliyor.Bu piyasada yeni biri değilim.dört yıldır sektörün içindeyim.İlk zamanlar şarklarımı herkese dinletip fikirlerini alıyordum.Teoman ile şarkı sözlerinin benzerliği eleştirisine  katılmıyorum.Aksidir tamamen.Feridun Düzağaç’a benzetilse bir nebze…Depresifliği ,karanlığı benziyor olabilir .Ama mesela Teoman’ın şarkılarında tek kadına bağlı olmayan bir adam vardır.Benim şarkılarımda ise tek kadına aşık olan.bunun acısını yaşayan bir karakter vardır.

Albumdeki sarkilarin biri haric hepsinin soz ve bestesi sana ait.Hazirlama sureci ne kadar zamanini aldi,kimlerden destek gordun?Şarkı sözlerinin çoğunu İzmir’de yazdım.Prodüktörüm İzmir’e geldi,ne yapılabilir nasıl bir sound yakalanabilir diye bir on gün birlikte kafa yorduk.Sonra İstanbul’a gelip kayıt sürecine başladık.Toplam 5-6 zamanımızı aldı.Bir o kadar da albümün bitmiş halini beklettik.Manga’dan Cem basları çaldı,Gripin’den İlker Baliç davulları çaldı.Tuğrul Vega’nın gitarcısı biri sürü düzenleme yaptı,elektronik sesleri kotardı.Esasında 6 ay sürdü tüm çalışmalar ama beklemesiyle birlikte bir yılı buldu.

Son donemde yalniz kalmiyorsun,provalar,konserler,cekimler…bu surecten memnun musun?
Tüm bunların işimin gereği olarak görüyorum.Ama açıkçası işin mutfağından daha çok zevk alıyorum.Şarkı yapmak,kayıt süreci beni daha çok mutlu ediyor.Esasında şu sıralar vakit kalmıyor.Gripin’in yeni albümüne bir şarkı yapacağım mesela,bir türlü bitiremedim.Albüm beni bekliyor.Birtakım sekmeler oluyor.Eve gidip bir şey  okuyamıyorum.Kafamı dağıtmak,başka bir şey yapmak istiyorum ama uykum geliyor.Neticede yapmak zorunda olduğum bir şey bu.

Sarkilarini yazarken sadece bireysel hikayelerden mi yola cikiyorsun?
Bu albümde ağırlıklı olarak ben varım.sonuçta kendinizle ilgili bir şeyler yazmak hep daha kolaydır.Hakimsiniz konuya.ne hissettiğinizi gayet iyi biliyorsunuz.Bu albüm tamamen bana ait ama gözlemlediklerimle de şarkı yazdığım oldu.Ana tema yalnızlık.Tüm şarkılar bir bütünün parçaları.Beni,o dönem yaşadıklarımı oluşturuyor.

Bu album yalnizligi anlatan bir album ama tamamen karamsar degil…
Bir şeyi eksik bırakmış oluruz;çok ağır,ağlak bir albüm değil.Çok yalnızım,sürünüyorum albümü yapmadım.’’Çok yıprandım ama sürünmüyorum’’diyor bu albüm.

Gunluk hayatta yalnizlikla aran nasil,hepimizden daha yalniz hisseden biri misin ya da duygularini sozlere dokmeyi iyi mi beceriyorsun?
Ortalamadan daha yalnız,daha depresif biri değilim.Şarkıları yazdığım dönemle de ilgili olabilir.O sırada 4-5 arkadaş birlikte kalıyorduk bir evde.Evden çıkardılar bizi,dağıldık.İzmir’in en uzak ucunda bir ev buldum;ne okula gidebiliyorum ne arkadaşlarım bana gelebiliyorlar.Ailemle sık görüşemiyorum.Tam da ilişki bitimi durumu vardı.Kötü bir dönemdi yani.Haliyle tüm bunlar şarkılarıma da yansıdı.

Albumu tamamladiktan sonra yapmak istedigin sonuc arasinda herhangi bir fark varmiydi ?
Evet,bu albüm içime gerçekten sindi.6.Cadde albümü için bu cümleyi kolayca kuramam.15 günde kayıt etmiştik,çok tecrübesizdik.Bu albüm çok profesyonel oldu,tirajı da iyi.Ama şunu biz konuşmuştuk,bu albüm satabilir de satmayabilir de.Satmasa bile biz şunu biliyoruz ki,yapımcı ekip olarak her birimiz müzik dinleyicisiyiz.Şirkette çalışanlar.ben,prodüktörüm de öyle,müzisyenler de.Ben en başta müzik dinleyicisiyim.İyi de bir dinleyici olduğumu düşünüyorum.Sonuç olarak biz bu albümün iyi olduğunu düşünüyoruz.Bundan sonra işin pazarlama kısmıyla ilgilenilmesi gerekiyor.Bu anlamda biz yaptığımız işin arkasındayız.Albüm çıkalı iki ay oldu.Beklediğimizden çok daha fazla bir ilgi var.

İyi bir muzik dinleyicisiyim dedin kimleri dinliyorsun?
En çok Placibo dinliyorum galiba.Son zamanlarda Depeche Mode çok seviyorum.Esasında her tarzı dinliyorum.Daha çok gitar müziği hitap ediyor bana.Aşık Veysel’i de severek dinleyebilirim.Yerli albümleri de takip etmeye çalışıyorum.Vega mesela en sevdiğim yerli gruptur.Gripin’i de çok severim.

6.cadde doneminde pek cok arabesk sarkiyi cover`lamissiniz.Arabesk dinlemeyi seviyormusun ?
Evet,o zaman sahnede pek çok arabesk cover yaptık.Özel olarak albüm almam ama Orhan Gencebay’ın Klasikler 2 CD’sini çok severim.Müslüm Gürses’in de dünya kadar başarılı şarkısı vardır bana göre.’Arabeske tu kaka’diyen kesimden değilim.

Soz,beste hangisinin yaratim asamasdi daha zordu?
Söz yazmak daha zor.Ama bazen söz daha kolay çıkıyor beste zorlaşıyor.Genel olarak şarkı sözü yazmak bir hayli zor.Çünkü onun birtakım meseleleri var kendi içinde.Sana ait bir dil olacak,tınlayacak.İstediğiniz kadar güzel olsun hece sayısı uymuyorsa çöpe gidiyor.Söz de beste de her ikisi  de matematik esasında.Asıl mesele ve beceri de tüm bu kriterlere uyup kendi anlatmak istediğinden de kopmamak.

Albumde en cok hangi sarkiyi sevdin ?
‘’Git’’şarkısını,6.Cadde’den kalma,kendi kendine albümün yürümesine,dolayısıyla benim de bu noktaya gelmeme yardım etmiş bir şarkı olduğu için seviyorum.Belki Bir Gün Özlersin internet sitesinde yayınlandı,ortalığı canlandırdı.Dayan Yalnızlığım ise sahnede çalması,söylenmesi en zevkli şarkı.Dediğim gibi albümün tamamı benim çok içime sindi.

Populer olmak seni rahatsiz ediyor mu?
Televizyon programlarına çok seçerek gidiyorum.Bu işi tanıtabileceğiniz televizyon programı da çok az zaten.Hatta kızıyorlar ‘sen daha kimsin ki ‘diyorlar.Ama tirajınızın yüksek olmasına ya da çok popüler olmanıza gerek yok birtakım programları  reddetmek için.Çok medyatik olduğumu da düşünmüyorum.Onun ayrımı da şu bence,medyatik olmak için yaptığınız işi,standartlarınızı değiştirirseniz o noktada problem çıkar.

Yaptiginiz muzigi hangi tarza yakin buluyorsunuz?
Bu pop-rock albümüdür.Alternatif bir albüm olduğunu düşünüyorum.Bayağı pop örneklerinden,eller havaya şarkılardan sıkılmış herkese hitap edebilir.

Istanbul bir cok sanatciya ilham verebilen bir sehir henuz 2 yildir bu sehirde biri olarak senin icin nasil bir anlami var?
İstanbul sonbaharında insanı etkileyen bir şey var.İlk kez geçen yıl şahit oldum bu mevsimde İstanbul’a.Bu kadar basık,stresli ve aynı zamanda güzel bir şehirde yaşarken ne oluyor diyorsunuz.İster istemez bir şeyler çıkıyor.Yaşadığım diğer şehirlerin şarkılarıma,müziğime mutlaka etkisi oluyordur.Sokak ağzını kullanırım bazen,Isparta’dan kalmadır mesela.

Peki bu sehirde yalniz kalabilecegin bir yer kesfettin mi ?
Evim var.Henüz İstanbul’u çözmüş değilim.Eğlenmek için daha çok kafelere gidiyorum.Ama bana özel bir yer keşfedemedim.