Lütfen
giriş yapın
veya
üye olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
08 Şubat 2012, 21:14:26
Dağlar Dağlar
Şarkısını Dinlemek İçin
Ana Sayfa
Yardım
Giriş Yap
Kayıt Ol
Emre Aydın Fan Sitesi
»
Emre Aydın
»
Emre Aydın Röportajları
»
Emre Aydın Haziran 2008 Röportajları
Yazdır
Sayfa: [
1
]
2
3
...
31
Aşağı git
Gönderen
Konu: Emre Aydın Haziran 2008 Röportajları ( 40441 Okunma )
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
yyaress
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 5376
Rep puanı
: 3
Cinsiyet
:
Emre Aydın Haziran 2008 Röportajları
«
:
01 Haziran 2008, 16:05:17 »
Arkadaşlar biliyorsunuz ki geçen ayki Heygirl dergisinde Emre Aydin erkek gözüyle bölümünde sorunlara çözüm buluyordu ve bu ay da Emre Aydin erkek gözüyle bölümünde.Galiba her ay emreaydın bu bölümde sorunlara çözüm bulacak...
(Bu ayda dergiyi almanizi tavsiye ederim)
emre aydın
Emre Aydın
PeNa
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2001
Rep puanı
: 20
Cinsiyet
:
Engelmiydim ßeN..! İqne miydim?
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #1 :
02 Haziran 2008, 15:46:27 »
Sabah Gazetesi Afili Depresif...!
Herkes onu konuşuyor!
Ayşe Özyılmazel bu haftadan itibaren röportajlarıyla SABAH Ekler'de. Özyılmazel'in ilk konuğu, Afili Yalnızlık şarkısının ardındaki küçük dev adam: Emre Aydın. Listelere bir numaradan girerek, kısa sürede yüz binlerce hayran edinen Aydın, ışıltılı dünyaya adım atmasına rağmen depresif, telaşlı, mütevazı ve gösterişsiz biri...
AFİLİ DEPRESİF
Sadece internetten yüzbinlerce kişinin 'indirdiği' Afili Yalnızlık şarkısının söz ve müziği Emre Aydın'a ait. Şimdiden çok sayıda hayranı olan Aydın, tahminlerin aksine çok mütevazı, depresif, iddiasız duran, telaşlı ve sessiz sedasız biri. Genç müzisyenle albümünü ve hayatını konuştuk.
Bana bir capuccino, bir de kerpeten lütfen! Bu çocuk kolay kolay dile gelecek gibi değil de... Malumunuz son günlerde bir Afili Yalnızlık'tır gidiyor. Uzun zamandan beri ilk kez bir klip bu kadar çok konuşuluyor. Hani şu Şebnem Dönmez'in kendine âşık bir kadını oynadığı, kendi kendine mektuplar yolladığı, kameraya bakıp bakıp ağladığı klip. Söz müzik Emre Aydın, ama kendisi muamma. Sadece müzik sayfalarında yandan çarklı, cool bakışlı fotoğraflarını görüyoruz. Hal böyleyken de meraktan çat diye çatlamamak için, Cumartesi SABAH'a ilk röportajımı onunla yapmaya karar veriyorum. Kafamdaki Emre Aydın imajı şu; uzun boylu, isyankâr, deri ceketli, ciddi, hafif ağır abi, belki biraz sinirli, Teoman'dan hallice yani. Plak şirketindekiler dediler ki "Emre sadece Leman Kültür'de rahat ediyor, en çok orayı seviyor". Cumartesi kalabalığında döküldüm İstiklal Caddesi'ne. Kulağımda albümü, internette 250 bin kere yüklenen şarkısı Belki Bir Gün Özlersin'i dinliyorum, durduk yere kendime bunalımlardan bunalım beğeniyorum. "Belki bir gün özlersin, başka adamlarla başka şehirlerde yürürken... Bin bıçak var sırtımda, biniyle de adaşsın, her biri hayran sana". Sonunda duvarları karikatürlerle dolu, uzun koltuğunda bir çiftin öpüşüp koklaştığı Leman Kültür'den içeri giriyorum. Henüz Emre yok ama plak şirketinden iki kişi gelmiş. Diyorlar ki "Şimdi Emre gelir ve geç kaldım çok özür dilerim der". "Ama geç kalmadı ki, daha 10 dakikası var," diye atlıyorum tam o anda Emre Leman'dan içeri giriyor ve ağzından çıkan ilk cümle "Geç kaldım, çok özür dilerim". Hani şu listelere bir numaradan giren, Kenan Doğulu'ları, Nazan Öncel'leri, Serdar Ortaç'ları deviren çocuk 1,70 boy, 65 kilo (gözüm tartı değil, sorduk tabii) küçücük bir şey! Siyah pantolon, yeşil gömlek üstüne hardal rengi deri ceket giymiş. Gözleri yeşil yeşil parlıyor.
'YİNE YANLIZ KALDIM'
Yanıma oturuyor, sanırsınız müdür muavininin odasındaki suçlu öğrenci. Garson ne içmek istediğini soruyor. Sütlü kahve istiyor. Elleri sürekli birbirine kenetlenmiş durumda, parmaklarını çekiştirip duruyor. Şu an Türkiye'nin en çok dinlenen şarkısını sen mi yazdın? Az sonra kendini kapıp koyuvereceği, bülbül gibi konuşacağı sohbetimize başlıyoruz. "Yalnızlığın albümünü yapmışsın, şimdi çok popülersin. Hâlâ kendini yalnız hissediyor musun?" "Evet," diyor "6. Cadde'de iki kişiydik, yanımda hep Onur oluyordu şimdi yine yalnız kaldım. Adapte olacağım inşallah". Bilmeyenlere 6. Cadde hikayesi şöyle: Emre ve arkadaşları İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde iktisat okurken, bir yandan da grup kurmuş ve müzik yapmaya başlamışlar. O sırada Emre Sing Your Song yarışmasını duymuş. Popstar gibi bir yarışma. İlk 18'e kalanlardan toplama albüm yapılacakmış. Arkadaşlarından sadece Onur gaza gelmiş ve 6. Cadde olarak ikisi yarışmaya girmiş. Emre'nin yazdığı, Onur'un seslendirdiği şarkı Söylersen birinci olmuş ve Sing Your Song albümünde şarkıları yer almış. Sonra iki arkadaş ver elini İstanbul. Durumları şu; Taksim'de bir otelde kalıyorlar, paraları yok, ailelerden 'Ne o başımıza çalgıcı mı olacaksınız' baskısı var, kaygı var ama onların da umudu var. Tam albüm çıkacak, "Oley oley oley!" derken ne oluyor dersiniz? Plak şirketi kapanıyor.
İLK ENSTRÜMANI BAĞLAMA
Onur havlu atıp aile babası olmaya karar veriyor, Emre şarkı yazmaya devam ediyor. Bütün bunları anlatırken sayıyorum, kahvesine tam beş şeker atıyor. Karıştırıyor, karıştırıyor... Sanırım biraz da elleri titriyor. Açıkçası nasıl yarışmaya katılmış, İstanbul'lara gelmiş aklım kesmiyor. Latan cesur herhalde! "Sen iyi aile çocuğu musun?" diye soruyorum. "Öyleyim," diyor ve başlıyor ailesini anlatmaya. Eee aile insanın temelidir madem kendisini yakından tanıyacağız ailesini de bilelim, öğrenelim. Annesi de babası da eczacı. Baba Antalyalı, anne Egeli. Emre 1981 yılında Isparta'da doğmuş. İlkokula kadar orada kalmış, sonra Antalya'ya gitmiş, en son da İzmir'e. En çok İzmir'i sevmiş. Hadi duyun da inanmayın, bugünün taze alternatif rockçısı müziğe ilkokulda babasının 'sosyalleşsin' diye aldığı bağlamayla başlamış. Gelin görün ki bağlama onu bağlayamamış. Sonra ne olmuş? Ortaokulda metal dalgasına kapılıp, gitar çalmaya başlamış. Oasis'i duyana kadar sıkı metalciymiş, ne olduysa Oasis'le olmuş; alternatif müziğe geçmiş. Bu arada kaşık hâlâ kahvesinin içinde. İçtikçe burnuna, gözüne girecek hissi beni bırakmıyor, yüksek müsaadesiyle kaşığı fincandan çıkartıyorum ve adının Emre Kongar'dan dolayı Emre olduğunu öğrenip şaşırıyorum.
SONUNA KADAR DEPRESİF
Oğlunun konserlerine gelip de alkışlamayan bir babanın, 'kolunda altın bileziğin olsun' kaygılı bir annenin mükemmeliyetçi müzisyen oğlu. Nasıl bir karışım ama... Kendini Teoman ve Feridun Düzağaç'ın kulvarında görüyor. Alternatif müzik yapan, şarkılarını kendi yazan erkek vokal olarak. Peki şarkısı bu kadar tutunca neler değişmiş hayatında? Gülüyor. "Albümün tirajı arttıkça, arayanların sayısı da artıyor valla," diyor. Şarkıları hep son bakışta aşkı anlatıyor zaten. Sanki kız çekip gittikten sonra anlatabiliyor duygularını. Onaylıyor: "Mutluluk bana şarkı yazdırmaz, mümkün mertebe sorunları içimde yaşarım," diyor. Şu anda sevgilisi yokmuş. Nasıl kızlardan hoşlanıyor acaba? "Konuşabildiğim kızlardan hoşlanırım," cevabını vermez mi. Tabii tabii, mühim olan iç güzelliği. Yersek! "Tamam tamam, dış güzellikten etkilenirim ama konuşabilmek de çok önemli". Elleri küçücük, hafif telaşlı; açılması, size ısınması zaman alıyor ama ısınınca da muzır gülücükler yüzünden eksik olmuyor, insanın şefkat duygusunu yükseltiyor, bağrınıza basasınız geliyor. Evet kesinlikle o bir asosyal! Zaten kendisi de bunu kabul ediyor. "Depresyon depresyon nereye kadar?" diye soruyorum. Beklenen cevap geliyor "Dünya durana kadar."
emre aydın
yyaress
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 5376
Rep puanı
: 3
Cinsiyet
:
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #2 :
02 Haziran 2008, 17:15:41 »
Tesekkurler
Sabah / Günaydın 28 Ekim 2006 - Emre Aydın
emre aydın
Emre Aydın
PeNa
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2001
Rep puanı
: 20
Cinsiyet
:
Engelmiydim ßeN..! İqne miydim?
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #3 :
04 Haziran 2008, 00:02:44 »
Yarın Gidip Alıyorum Haber Verdiqin İcin sağol canım....
emre aydın
PeNa
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2001
Rep puanı
: 20
Cinsiyet
:
Engelmiydim ßeN..! İqne miydim?
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #4 :
04 Haziran 2008, 14:52:34 »
Mutsuz Değil Melankoliğim....
2006’nın en ciddi çıkışını şüphesiz Emre Aydın yaptı. Daha albüm çıkmadan büyük bir hayran kitlesi edinmişti ve onlar bu çıkışı zaten bekliyordu. Peki kendisi bu kadarını bekliyor muydu, şimdi şaşkın mı, albümü kaydederken neler yaşadı? Emre’yle hepsini konuştuk.
Şöyle başlayalım, şimdiye kadar sorulmuş en saçma röportaj sorusu neydi? Hani biz de kazayla sorarız filan.
Öyle kötü bir şey sorulmadı ama kötü bir röportaj oldu. Bir kere müzik programı diye gittim, benim de her programı gitmeden önce takip etmem mümkün değil tabii. Hiç radyo dinlemeyen biriyim üstelik. Oturduğum gibi Şebnem Dönmez’le beraber misin diye sordular. Alakası yok filan dedim, “Ama evlilikleri bozuldu” diye cevap verdiler, e ne yapayım ama ben? Ulusal yayın yapan radyodayım ve onun için davet edilmişim belli ki; albümle ilgili hiçbir şey konuşulmadı. En rahatsız olduğum röportaj böyleydi.
Yolun nasıl SonyBMG ve GRGDN ile kesişti? Yani keşfediliş hikâyen nedir?
“Sing Your Song” yarışmasını biliyorsunuz. 6. Cadde o şekilde keşfedilmişti. Yarışma vasıtasıyla Haluk Kurosman ile tanıştım. Miksler başındaydı yarışmada. Keşfedilmek diyorsanız böyle oldu işte.
6. Cadde’nin şarkılar daha bir nağmeliydi. Bu sefer öyle olmasın diye özellikle mi düşündün?
Vokalim oturdu aslında. Arabesk benim rahatsız olduğum, karşı durduğum bir şey değil, o konuda bir sıkıntım yok. Benim yorumum, 6. Cadde’den sonra oturdu. Esasında hiç tecrübesi olmayan iki tane çocuğun on beş günde kaydettiği bir albümdü o. Ne benim nasıl söylediğim belli, nasıl söz yazdığım belli, ne Onur’un ne yaptığı belli...
“Belki Bir Gün Özlersin” ile çıkmadığın için sağ ol. Peki hit olarak sunacak mısın artık şarkıyı, içine sinecek mi, yoksa o orada kalacak mı?
En azından ikinci video da ona çekilmesin diye düşünüyoruz. İkinci video, “Git” ya da “Kim Dokunursa Sana”ya çekilecek. “Belki Bir Gün Özlersin”i nasıl değerlendireceğiz, ekipçe oturup bir konuşmak gerekiyor onu.
Son altı aydır kime sorsak Emre Aydın’dan haberdardı. Bu gecikme merak da yaratabilirdi, tam tersi olup insanlar ismine fazlasıyla aşina da olabilirdi, hatta bıkabilirlerdi. Endişeli miydin o sırada?
Endişeli değildim ama mahcup olduğum bir dönem oldu. Çıkacak diye söz verdikten sonra altı ay gecikti albüm. Bunun mahcubiyetini yaşadım. Ancak zorunlu bir gecikmeydi, elimde olan bir durum değildi yani. Fazla düşünmemeye çalıştım, işin piyasayla, pazarla alakalı kısmını fazla kafaya takmamaya çalışıyorum.
6. Cadde’nin çok ilgi görmediği malum. Bu sefer de başarıya teğet geçseydin tekrar deneyecek miydin?
Denerdim, mutlaka denerdim. Bu albümün çok iyi gidiyor olması, bir sonrakinin çok iyi gideceği anlamına da gelmiyor. Bu işler böyle işliyor, kimse de aksinin garantisini veremez. Benim kontrolümde olan tek şey, albümün yapım aşamasında, işin mutfağı derler ya, orada elimden gelenin en iyisi yapmak. Benim yegâne amacım, bir sonraki albümün bundan daha iyi olması. Başarıya her zaman teğet geçebilirsiniz, sonuçta bu bir ürün ve bunu pazara sunuyoruz. Eğlence sektöründesiniz, işin içinde kontrolünüz dışında başka faktörler de var.
Konuştuğum herkesten duyduğumuz şey “Emre çok efendi çocuktur”.
Çok sağ olsunlar (kahkahalar).
Tuğrul Akyüz ile çalışmışsın, Deniz Özbey seni çok seviyor, istesen mutlaka söz yazardı. Bu albüme senden sonra söz yazacak ondan başka birini düşünemiyoruz. Hiç içinden geçmedi mi? Yoksa şarkılarda hep senin imzan olsun mu istedin?
Yok, hiç öyle bir şey düşünmedim. Biz GRGDN’de çok fazla kurumsal takılmıyoruz, hatta hiç takılmıyoruz. Vega, Gripin, maNga, hep GRGDN tayfası biliyorsun. Ulus’ta bir stüdyo var, işi olmayan, müsait olan gidip el atıyor. Mesela ben bu röportaj bitince Gripin’in yanına gideceğim stüdyoya, bir türlü yapamadığım bir vokal var, onu tamamlamaya (Gripin’e konuk olduğu şarkının ismi “Sensiz İstanbul’a Düşmanım”). Yeni Gripin albümü ocak ayında çıkacak ama biz şarkıyı önceden dinledik, gerçekten de damar derler ya, tam öyle işte, ezip geçecek bir şarkı olmuş. Deniz gelemedi, ben gidemedim, bir şekilde kaynadı bu. En sevdiğim yerli grup Vega, ötesi yok. Bütün şarkılar benim olsun diye düşünmemden değil yani, şarkılara Haluk’un katkısı var mesela. Pek öyle düşündüğün gibi olmuyor bu iş, “hadi şimdi Gripin’den falanca gelsin, oturup ne yapacağımızı konuşalım” demiyoruz. Gelen bir şey yapılıp bitiyor. Hepsiyle yakın arkadaşız ve arkadaşlık ilişkisi dahilinde gerçekleşiyor bunlar hep. Mesela Cem (maNga’dan Cem) İstanbul’daysa gelip çalar mı dedik, aradık, İstanbul’daymış, geldi çaldı.
Biz Tuğrul’un düzenlemesini yaptığı “Unut” başladığında, daha Tuğrul’u bilmeden “aa Vega” diyerek dinledik.
Tuğrul, şarkıya elektronik sesler ekledi. Birkaç şarkıda çıtırtılar var, kör göze parmak olmasın diye çok öne çıkarmadık ama özellikle kulaklıkla dinlediğinde ortaya çıkıyor. Glitch denen bir tarz var, yeni yeni birkaç kişi yapıyormuş yurtdışında. Tuğrul öyle şeyleri çok yakından takip ediyor, tamamen yeni bir tat olsun diye “Böyle bir şey var, ben hastasıyım, kullanalım mı” diye sordu, ben de tamam dedim. Böyle bir katkısı var. Böyle bir şey bulduk diye milletin gözüne de sokmak istemedik, o yüzden arka planda sakin sakin dönen şeyler var albümde. Çok da zor bir şey o eklediği, atıyorum, iki saniyelik bir çıtırtı için 40 kanal açtığı, doğru anda kullanmak için saatlerce uğraştığı oldu. Gitar da çaldı. Düzenleme konusunda da bir sürü katkısı oldu.
Zaten çok mutluyduk, her şey tamamdı, kalbimizi deşen hiçbir şey yoktu, bir tek bu albüm eksikti, sağ ol gerçekten de (gülüşmeler). Çok klişe gelecek sana ama mutsuz ve yalnız bir adam mısın?
Mutsuzu bilmiyorum ama melankolik olduğum kesin. Sürekli depresif geziyor filan değilim ama bu şarkıları yazdığım dönem mutsuz bir dönemdi. Hem ilişkim bitmişti hem o sırada İzmir’de okuyordum, okul çok kötü gidiyordu. Ne müziğe, ne okula vakit ayırabiliyordum. Hani herkesin hissettiği türden bir gelecek kaygısı içindeydim. Üç arkadaş aynı evde kalıyorduk, o evi boşalttırdılar, ne bir ev bulabiliyorum ne okula gidebiliyorum, hakikaten çok kötü hissettiğim bir dönemdi ve doğru düzgün ancak şarkı yapabildim.
O zaman şimdi işler yolunda gidince yeni şarkılar laylaylom mu olacak?
Yok olmaz, iyi hissettiğim zaman zaten şarkı yazmakla uğraşmıyorum (gülüşmeler). Müzikte de edebiyattaki gibi.
Video ile gurur duyduk, tebrikler. Arkadaki televizyonda Müjde Uzman ile senin oynadığın bir video oynuyor. O video nedir öyle?
Teşekkürler, “Afili Yalnızlık”ın videosunu ben de çok seviyorum. “Belki Bir Gün Özlersin”e bir video çekmiştik televizyonlarda dönsün diye. Ancak yetişmedi. Sonra albüm de çıkamadı zaten, bu arada insanlar yalan söylüyorsun, yok böyle bir albüm filan diyorlardı. Neyse, yeni video klip çekilince o televizyonda alışveriş kanalı açık olsun diye düşündük ama o konuda aksaklıklar olunca biz de bu videoyu oynatalım dedik.
Konuştuğumuz herkesin söylediği bir şey daha var, dinledikleri en iyi söz yazarlarından birisin. “Acemi âşıkları boğan sular biliyorum” diyecek kadar yaşadın mı? Bu olgunluk nereden?
Her yaşta herkes her şeyi bilir sanır ya, yok öyle bir şey tabii. Fikir beyan etmek benimki aslında. Ne aşkta ne de başka bir konuda, konunun hepsine hakimim diye ahkâm kesecek bir durumum yok yoksa.
Albümdeki favori şarkın hangisi?
Bir kere kaydederken çok fazla dinliyoruz. Kaydetmeden önce zaten binlerce defa kafanın içinde de dönüyor ya, sıkılıyoruz bir süre sonra kendi şarkılarımızdan, artık o yüzden konserlerde şarkılar değiştirilir. Şu sırada sıkılmadığım “Dayan Yalnızlığım” kaldı bana ama tamamını seviyorum. Zaten dinleyici olarak hepsi içime sinen şarkılar.
E kayıttan sonra, radyoda, yolda da kurtulamıyorsun şarkılarından. İlk defa ne zaman kendi şarkını dışarıda duydun?
Metro’ya bindim, elimde gitarım var, albümün çıktığı iki gün filan olmuş daha, İstiklal’e çıktım, yağmurda koşuşturuyorum, bir fotoğraf çekimim var. İstanbul’a bir damla yağmur düşünce Taksim de bir acayip oluyor ya. Megavizyon’da çalıyordu, bir utandım, öteki tarafa döndüm, öteki tarafta da çalıyordu. Gitarı düşürdüm, onu yerden alayım derken bu sefer gitarı birine çarptım.
Müzik geçmişin ne, ne dinliyordun, ne dinliyorsun?
Şimdi alternatif rock dinliyorum, buna Britpop da dahil tabii. İlk aldığım albüm Kayahan’dı galiba ya da Sezen Aksu. Ailemden Zeki Müren’e kulak dolgunluğum vardı. Ortaokulda metal furyasına kapıldım, Guns N’Roses’dan Metallicaya, Metallica’dan Sepultura’ya geçiş şeklinde, işin cılkını çıkararak. Sonra ya Oasis ya da Blur dinledim, albümünü aldım filan derken diğer tarafa kaydım, çok da iyi oldu. Metalin sınırlayıcı bir yanı var, oysa çıkış noktası olarak kurala tepkili. Alternatif rock’ın böyle kısıtlamaları yok en azından. Sonra o taraftan devam ettin.
Boş vakitte neler yapıyorsun?
Çok arkadaşım yok, 5-10 arkadaşım var, çok yakın olduklarım da 2 tane filan. Boş vakitlerde evdeyim, televizyonla hiç alakam yok, programlara katılıyorum, maymun olmayalım diye televizyon aldım (kahkahalar). Yoktu yani önceden. Şimdi de duruyor, çıktığım bir program varsa ona bakıyorum sadece. İnternet’e giriyorum, kendi siteme bakıyorum mutlaka. Bilgisayarla da çok alakam yok. Daha çok edebiyatla ilgileniyorum, Edip Cansever çok severim. “Ben Ruhi Bey Nasılım” mesela. Şiir şeklinde başlıyor. Bir karakter var, onunla ilgili de 15 tane şiir var. Her şiir önce kendi arasında şiir ama birbirlerine bağlı ve hepsi birlikte de bir şiir, bir taraftan da hikâye aslında. Edip Cansever’in diline zor alışılıyor ama.
Şarkılarda geçmişinden birilerine mesaj var mı? Fark ettiler mi?
Aralarda ipuçları vardı, o da fark etti...
emre aydın
PeNa
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2001
Rep puanı
: 20
Cinsiyet
:
Engelmiydim ßeN..! İqne miydim?
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #5 :
04 Haziran 2008, 15:09:11 »
Emre Aydın. Türkiye'nin şu sıralar en çok satan albümü "Afili Yalnızlık"a imza attı. Peki şimdi ne olacak?
Her yerde şimdi o. Röportajlardan başını kaşıyacak vakti olmadığını söylüyor. Albümden anlaşılan o ki bir zaman çok sevip yeterince sevilmediği için acı çekmiş. "Acı çekmeden yaratılmıyor zaten hiçbir şey" diyor. Acaba içinde olduğu bu vakitsizlik yüzünden acı çekemezse ikinci albüm olmayacak mı? "Bir kere acı çekmek yeter..." diyor, "ikinci albüme de, üçüncüye de..." Acaba 'aynı acı'dan doğduğu için mi ikinci, üçüncü albümler birincinin aynısı gibi geliyor kulağa? Bunları merak ediyoruz. Cevap için beklemek gerekecek. Emre Aydın da bekleyecek, biz de...
- Sing Your Song yarışmasında Onur Ela ile birlikteydiniz şimdi neden yalnızsın?
Onur profesyonel olarak müziğe devam etmek istemediğine karar verdi. Sebep sadece bu. Zaten benim ev arkadaşım.
- Pişman oldu mu?
"Bilmiyorum'" diyor, beraber olsaydık daha mı iyi olurdu, yine böyle olur muydu? Hiçbir zaman geri dönüp bir de öbür ihtimali yaşayamadığınız için bilemiyorsunuz. Olmadı galiba. Zaten düzenli bir adam. Bir şirkette çalışıyor. Saatleri belli maaşı belli. Minimum risk istiyor. Tercih meselesi.
- Sen böyle bir şey yapabilir miydin?
Yok, hiçbir zaman da düşünmedim.
- Sen biliyor muydun peki?
Biliyordum evet...
- Neyi biliyordun, ne oldu?
Türkiye'nin en çok satan albümünü yapmış oldum... Röportaj yapmaktan başka bir şey yapamaz olduk.
- Sonra? Biter bunlar yakında...
Yok. Çok mikro şeyler üzerinde çalışıyorum. Çello mu, piyano mu gibi detaylara kafa patlatıyorum...
- Röportajları okudum. Neredeyse herkes çok sevmiş. Sen hiç negatif eleştiriye gereksinim duyuyor musun? Kendini geliştirmek için...
Yok, albümle ilgili yok. Bu albüm hiç satmasaydı da biz bu albümün dinleyici olarak iyi bir albüm olduğunu düşünüyoruz. Ki işin bu kısmı çok önemli. Ta işin en başında bu albüm satmasa da kendimizi yıpratmayacağız diye karar almıştık... Ama kendimle ilgili değiştirmek istediğim bir sürü şey var tabii. Mesela daha az sinirli bir insan olabilirdim.
- Nasıl yani?
Ne bileyim birini kırınca falan çok kafama takıyorum.
- Bir yerde okumuştum... O insanı arayıp 'Kusura bakma sana öyle dedim' diyormuşsun... Suçluluk mu duyuyorsun?
O işin takıntı tarafı galiba.
- Yalnız mısın?
Yok ya, sürekli "Vay be! Ne yalnızım diye takılan bir adam değilim. O, albümü yazdığım dönemle ilgili. Konsept bir albüm yapmak istedim. Sevdiğim albümler böyle.
- Albümü dinlerken şarkı hiç bitmiyormuş gibi geliyor...
Biz ona bütünlük diyoruz.
- Bazıları ona tekrar diyor.
O eleştiri her albüm için söylenir... Ben şahidim.
- Genel olarak bu tekrar konusuna ne diyorsun?
Emre Aydın Teoman'a mı benziyor, Feridun Düzağaç'a mı; önce onda bir hemfikir olsunlar. Netice itibariyle tamamen bambaşka bir şey olması için başka bir müzik aleti yaratılması gerekiyor. Akustik sound var diye öyle diyorlar.
- Etkilenmek, benzemek kötü bir şey midir? İşte onu fark edip engel olmak lazım. Kendim için konuşmuyorum sadece, genel olarak hırsız kulak diye adlandırılan bir şey vardır. Bir şeyi dinlersiniz ve o kulağınızda yer eder. Belki bir sene sonra piyanonun başına oturduğunuzda onu tıngırdatmaya başlarsınız. Ve kendi kendinize beste yapıyorum falan diye takılabilirsiniz. Dikkatli olmak lazım. Etkilenmek tabii ki normal. Ama ben ne Teoman'la ne de Feridun Düzağaç'la aramda benzerlik görüyorum. Kategori olarak eyvallah, yani zaten Mahsun Kırmızıgül, İzzet Altınmeşe ile aynı kategoride olduğumu iddia etmiyorum... Yani erkek vokal, kendi yazıyor kendi söylüyor... Ne olabilir ki zaten.
- 25 yaşındasın. Ne güzel erken olmuş...
Yani önemli olan devam etmesi... Şu anda olan önemli değil...
- Sen ne yaparsan devam eder?
Valla sadece benimle ilgili bir şey değil o malesef. Tabii ki ben en iyiyi yapmaya çalışacağım ama neticede bu bir ürün ve pazarlanması gerekiyor. Kontrol edilemeyen dünya kadar değişken var ve "Ben süper şarkılar yazıyorum, ikinci albümde çok iddialıyım" demek çok saçma olur. Ben estetik açıdan elimden geleni yapacağım.
- Neden iyi bir müzisyensin?
Tutkuyla yapıyorum ve üzerinde çok düşünüyorum. İşin matematik tarafıyla da ilgileniyorum. Mesela bir söz ne kadar iyi olursa olsun, iyi tınlamıyorsa çıkarırım.
- Yarışma zamanında sana nasıl davranılıyordu? Şimdi şaşkın mısın?
Şaşkın değilim ama adapte olmakta zorlanıyorum. O zamanlar bir şeyler yapmaya çalışan biriyle konuşuluyordu, şimdi ise bir şeyleri başarmış biriyle konuşuyorlar... Ama insanlık anlamında bir fark yok çünkü eğer siz aynı insansanız, aynı insanı oynamak da değil bu, bizzat oysanız, insanlar da size düzgün davranıyorlar. Bir şey değişmiyor çok fazla. Dediğim gibi statü farkı var...
- Büyük bir değişiklik olmadığında bile sadece zaman faktörüyle insanlar değişiyor. Sen de değişmiş olsan gerek.
Nesnel olamayabilirim bu konuda... Değişmeye vakit bile bulamamış olabilirim... İlk başta Onur'u aradım yanımda çünkü onunla daha kolay oluyordu her şey; ne bileyim paslaşıyorduk. Özellikle sakat bir soru geldiğinde falan uçup gidiyordu, savuruyorduk.
- Sakat soru nedir?
Ne bileyim, mesela "Şununla mı berabersin?" falan gibi sorular... Gerçi eskiden sorulmuyordu ama işte daha ilk soruda "Duman'a benziyorsunuz" deniliyordu, belli ki art niyetle yapılıyordu bu. Biz de geçiştiriyorduk çünkü kızıp kavga da edemezsin.
- Bir gün 'Keşke daha sert olsaydım, hoşuma gitmeyen bir şey sorduklarında, sana ne diyebilseydim' diyeceksin gibi geliyor bana.
Valla çok içimden geliyor şu anda da. Söylüyorum da bazen. Canlı yayında radyoda kavga ettiğim bile oldu aslında. Öyle ağzına vur, lokmasını al durumunda değilim ben.
- Ne umdun, ne buldun?
Uzun vadede alacağımı umduğumu kısa vadede buldum. Benimle aynı beğenileri paylaşan insanlar olduğunu gördüm.
- Şu an bir stres var mı üzerinde, beklentiler yükseldi...
Yok. İkinci albümü çok daha iyi yapmalıyım ama kendi beğenime göre tabii ki... Teknik yapı, kayıt gibi tüm ayrıntılardan söz ediyorum. Çok kafa olunca çok da ses oluyor... O yüzden ben yine kendi beğenimi ön planda tutup, ona güvenmek zorundayım.
- Şimdi belli ki biraz acı çekmişsin ve yazmışsın.
İnsan zaten sadece acı çekerek yazabiliyor.
- Ya bir daha acı çekmezsen nasıl devam edecek bu iş?
Bir kere acı çektin mi yetiyor o...
- Standartları yüksek bir insan mısın?
Evet... Gündelik hayatta değil. Oturduğum evin iyi görünmesine, dertli toplu olmasına veya gösterişe falan hiç meraklı değilim. Karnım acıkıyorsa, kan şekerim düştüğü için yemek yiyorum. İyi bir yere gideyim falan gibi dertlerim de yoktur.
- Ne zevk veriyor sana?
Sevdiğim insanlarla beraber vakit geçirmek... Tatile gitmek falan olabilir. İnsan odaklı ama çoğunlukla...
- Nereye gitmek istersin tatile?
Valla bilmem, yıllar oldu. Mesela Tekirdağ yakınlarında bir yer var, çekime giderken görmüştüm. Oraya gitmek istiyorum ama ne zaman olur bilemiyorum. Hiçbir şey yapamıyorum ki; hani evde oturup televizyon izleyeyim bile diyemiyorum.
- Evde televizyon yokmuş galiba zaten.
Artık var. Programlara falan çıkıyoruz ya... Mecburen aldım, bakıyorum arada sırada.
- Sen film izlemez miydin evde?
Bilgisayardan izlerdim ama çok da izlemem. Ortalamanın çok altında bir sinema kültürüm vardır. İsim falan da bilmem. Tamam sinema çok önemli bir sanat dalı ama benim pek alakam yok.
- Emre Aköz galiba... Bir pop müzik sanatçısı, Edip Cansever'i, 'Ben Ruhi Bey Nasılım' gibi bir şiiri çok sevdiği için şaşkınmış... Popçulara YASAKLI KELİME ! damgası mı vuruldu iyice? Rahatsız mısın?
Yok beni ilgilendirmez.. Ama doğru çok YASAKLI KELİME ! var. YASAKLI KELİME ! da demeyelim de 'başka' çok adam var... Yoksa benim şiir sevmemde bir tuhaflık yok.
- Bir sabah uyandın... Hava çok güzel... O hava nasıldır? Soğuk olmayan ama kapalı bir hava....
- Hiç işin de yok... Ne yapacaksın?
Bir saat de yarım saat de olsa evden çıkmam gerekiyor. Duvarlar üstüme üstüme gelir sonra. Hiçbir işim yoksa sonra eve dönerim....
- Dur hemen eve dönme. Dışarıda ne yaparsın? Bir kafeye gidip otururum. Başka hiçbir şey yapmam. Bara artık hiç gitmiyorum çünkü benim işim oldu bu. Yani kafede veya çay ocağında oturuyorum. Kalabalık olmayan bir yerde
- En sevdiğin semt neresi?
Hiçbir yeri bilmiyorum doğru dürüst. Mecidiyeköy ve Taksim dışında...
- Ne kadar oldu İzmir'den İstanbul'a geleli?
Birbuçuk sene oldu...
- Birbuçuk sene iyi bir zaman, pek az yer biliyorsun. Şöyle bir Boğaz'a gideyim tek başıma falan demiyor musun yani?
Yok, çok sıkıcı biriyimdir o konularda.
- Hobin mobin de yoktur senin?
Yok (gülüyor). İşte müzik var... Bir de Edip Cansever okumak benim hakikaten hobimdir..
- Yabancı yazarlardan?
Öyle takıntılı olduğum bir yazar yok. Bukowski (Charles) falan okudum lisedeyken.... Popüler tarih okurum... Ama mesela Poe'nun (Edgar Allen Poe) falan biraz abartıldığını düşünüyorum.
- Abartıldığını mı?
Evet. Nietzsche'nin de abartıldığını düşünüyorum mesela. Bir kere o kadar kötü bir Türkçe tercümeyi okuyup da kim ne anlıyor ben anlamıyorum. Yani ne anlıyorsun da neyi tartışıyorsun? Ben okuduğumu anlamıyorum, ki ben okuduğunu anlayan biriyimdir.
- Bu ülkede neyi sevmiyorsun?
Birçok şeyi sevmiyorum. Bir kere haysiyetsiz politikacıları sevmiyorum... Yani insanlar çok güzel bence burada ama kötü yönetiliyor.
- Bu ülkeden gitmeyi düşünüyor musun? Yok hiç düşünmüyorum ve yapamam da zaten. Üç defa çıktım, üçünde de anladım ki yok yani. Manasız buluyorum.
- Peki pergel gibi olmak nasıl fikir? Bir ayak burada ama diğeri devamlı dolaşıyor?
Yok. Manasız buluyorum.
- Yeni bir ülke görüp tanımayı mı?
Yok o değil ama... Eğer hakikaten bir şey yapacaksam giderim. Mesela İngiltere'ye gitmiştim. Şimdi tekrar gitmem için bir işim olması lazım. Yoksa gördüm işte... Bir daha gitmem. Gözü dışarıda değilim.
- Anladığım kadarıyla sen böyle tek başına takılıyorsun hayatta...
Öyle aslında. Evet deminden beri konuştuklarımızın özeti o aslında. Tek başıma takılıyorum...
- Kim seni dinleyip çok sevse, bu seni gururlandırırdı?
Çok var ya...
- Birkaç tane sayıver....
Yazacak şey olsun (gülüyor). Bob Dylan, Portishead mesela...
- İngilizce sözler yazmayı düşünüyor musun?
Yok. Çok manasız.
- Bob Dylan nasıl anlayacak seni?
E ben de küçükken anlamadan bir sürü parçayı severdim. Duygularla alakalı bir şey o. Yapanlar var zaten... Yani yurt dışında yapılacak bir albüm olursa...
- Öyle planlar var mı?
Benim kendimle ilgili böyle bir planım yok. Bir gün burada yapılacakları yaptığımı düşünürsem ki düşünmem kolay kolay, belki deneyebilirim. Çok uçmam ben... Yani hiçbir şeyin imkansız olduğunu da düşünmüyorum ama üçüncü dünya ülkelerinden öyle bir adam çıkmaz... Latin Amerika'dan falan çıkar belki ama o da dikkat edin hep siyasi bir şeydir.
emre aydın
nisan_yağmuru
Yeni Üye
Mesaj sayısı
: 1
Rep puanı
: 0
Cinsiyet
:
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #6 :
05 Haziran 2008, 21:15:19 »
teşekkürler.hemen almam lazım
emre aydın
hAdE qEl BiR OyUn OyNaYlIm sEn BeNiM hAyLlErİmLe BeN SeNiN hYtInLa vAr MıSıN?????...
OrliBloom
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2049
Rep puanı
: 21
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #7 :
06 Haziran 2008, 19:11:19 »
En sevdiğin şarkıcı
1. Emre Aydın
(%21)
2. Hayko Cepkin
(%13)
3. Murat Boz
(%10)
4. Ceza
(%10)
5. Kenan Doğulu
(% 9)
6. Teoman
(% 7)
7. Gökhan Özen
(% 7)
8. Yalın
(% 6)
9. Keremcem
(% 6)
10. Tarkan
(% 6)
Katılan sayısı: 8593
emre aydın
OrliBloom
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 2049
Rep puanı
: 21
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #8 :
06 Haziran 2008, 19:11:59 »
Emre Aydın yine 1.ci
emre aydın
yyaress
Moderatör Adayı
Mesaj sayısı
: 5376
Rep puanı
: 3
Cinsiyet
:
Emre Aydın Haziran 2008 Röpörtajları
«
Yanıtla #9 :
07 Haziran 2008, 11:04:25 »
Sagol Nil (sende olmasan zaten :-\ )
emre aydın
Emre Aydın
Yazdır
Sayfa: [
1
]
2
3
...
31
Yukarı git
« önceki
sonraki »
Emre Aydın Fan Sitesi
»
Emre Aydın
»
Emre Aydın Röportajları
»
Emre Aydın Haziran 2008 Röportajları