Cosmo Girl Dergisi
Röportaj sayfaları:http://img163.imageshack.us/img163/6135/emreaydn01.jpghttp://img17.imageshack.us/img17/9386/emreaydn02.jpghttp://img143.imageshack.us/img143/8186/eeeeiz.jpghttp://img14.imageshack.us/img14/4922/emreaydn05.jpg
Dizi dizi inci
EMRE AYDIN
birinci
‘Ezel’de, ‘Kavak Yelleri’nde, Emre Aydın şarkıları her yerde! Sahnelerin ve ekranların ardından Emre’miz, şimdi de CG sayfalarında. Hem de çok özel!
COSMOGIRL: İngilizce albüm hazırlıkları içerisindesin. Albümün ne zaman çıkacak?
EMRE AYDIN: Şu an kesin bir tarih yok. Hala çalışmalar içerisindeyiz. Sürekli yurt dışına gidip geliyorum. Biliyorsunuz, çok ince eleyip sık dokuyan biriyim. Her şey çok güzel olsun istiyorum. Bu yüzden şu an, kesin bir tarih veremiyorum.
C.G.: Emre’nin hayatında şu sıralar neler oluyor?E.A.: Özel hayatımda öyle büyük bir gelişme yok. Kedilerim var, evde onlarla vakit geçiriyorum.
C.G.: Kaç kedin var?E.A.: 2 tane.
C.G.: ‘Ezel’de oynadın. Bu nasıl oldu? Şaşırttın bizi!E.A.: Haluk Bilginer’in ismini duyunca hiç düşünmedim ve kabul ettim. Çünkü çok sevdiğim bir oyuncudur. Cansu Dere ve Haluk Bilginer’le birlikte küçük bir bölüm oynadım.
C.G.: Baya oyunculuk yaptın?E.A.: Yok, hiç de öyle değil. Hatta gittiğimde önce herkesten özür diledim. “Benim yüzümden sahneleri birkaç kez fazla çekeceksiniz, şimdiden kusura bakmayın” dedim.
C.G.: Çok tekrar yaptınız mı?E.A.: Hayır, neyse ki! Benimde limitlerim belli zaten, kimse çok zorlamadı.
C.G.: ‘Hoşça kal’ şarkın da ‘Kavak Yelleri’ndeydi?E.A.: Evet şarkım bir hafta içerisinde iki dizide yer aldı. Ne yaptıysa şarkı yaptı, ben bir şey yapmadım.
YENİ YIL
C.G.: Yeni yıl geliyor. Bir sonraki sene neler olacak diye merak ediyor musun?
E.A.: Takvim, insanların yaptığı bir şey! Özel günlerin, özel olacağına insanlar karar verdikleri için çok fazla heyecanım olmuyor. Zaten her yılbaşında sahnede oluyorum.
C.G.: Yılbaşı hediyeleri geliyor mu?
E.A.: Geliyor, hem de çok. Galiba seninle yaptığımız bir röportajda, çocukluğumdan aklımda kaldığı için bir hediyeyi söylemiştim: 'tren'! O yıl bir sürü oyuncak tren yolladılar bana. Şu anda evimde lokomotiflerim var.
EZEL'DEN BERİ
C.G.: Ezel'den beri hayatında değişmeyen şeyler neler?
E.A.: Şarkı yazma hevesim ve çok beğendiğim bir şarkıyı günlerce dinleme durumum, hiç değişmedi. Güzel şiirler, şarkılar ve filmlerle karşılaştığımda hissettiğim şeyler aynı. Bu duyguları kaybedersem zaten, işi bırakırım. O heyecanı duyamazsanız, müzisyen olmanın bir anlamı yok. Arkadaşlarım, ailem hep hayatımda.
C.G.: Gittiğin mekanlar...
E.A.: Eskiden çok geziyormuşum, özellikle İzmir'de; ama artık neredeyse hiç dışarı çıkmıyorum. İki yakanın da sahil taraflarında vakit geçirmeyi çok seviyorum. Deniz kenarında kahve içmenin keyfine diyecek yok. Ama uzun zamandır yapamıyorum. Çıkarsam, yanımda arkadaşlarım olsun istiyorum ve tabii şapka takıyorum.
C.G.: Ezel'den beri değişmeyen alışkanlıkların neler?E.A.: Dağınıklığım duruyor. Öyle olmasaydım, çok daha kolay yürürdü işler. Sabah kalkar kalkmaz kahve içiyorum, kahvaltı etmiyorum, neredeyse günde bir öğün yemek yiyorum. Bunların hepsi hala aynen devam ediyor.
BAŞINDA 'KAVAK YELLERİ'
C.G.: Bazen kendini hala 18 yaşında gibi hissettiğin oluyor mu?
E.A.: Yeni bir şarkı yaptığımda kendimi öyle hissediyorum. Özellikle küçük konserlerde hala üniversitedeymişim gibi heyecanlanıyorum. Bir de aşık olduğumda, kendimi 18 değil 5 yaşında gibi hissediyorum. Ama maalesef o artık çok sık yaşadığım bir duygu olamıyor.
C.G.: Neden?
E.A.: O kadar çok kırılıyorsunuz ki her seferinde daha az sevinip daha az üzülüyorsunuz. Yaşadığınız şeyleri de hiçbir zaman unutmuyorsunuz. Sadece üzerini örtüyorsunuz. 18 yaşındayken olduğunuz gibi olmuyor.
C.G.: Hala küçük bir erkek çocuğu gibi yaramazlıklar yaptığın oluyor mu?
E.A.: En çok menajerim Fadıl Dinçer'le uğraşıyorum ve ona şakalar yapıyorum.
C.G.: En son ne zaman kendini gerçekten çok mutlu hissetin?
E.A.: 'Düdük' isminde bir kedim var. Çok küçük; çünkü cinsi öyle, hiç büyümüyor. Çalışırken onu odaya almıyorum. Klavyenin üzerine çıkıyor, hopluyor, zıplıyor ve dikkatimi dağıtıyor. İçeri almayınca da küsüyor. Geçen gün kapıyı açtım. O kadar sevindi ki! 5 dakika oturdum, onu izledim çok mutlu oldum.
'ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ'
C.G.: Hayatında zamanla değişen şeyler neler?
E.A.: Hala tüm arkadaşlarımla görüşüyorum. Yeme alışkanlıklarım aynı…
C.G.: Giyim tarzın?
E.A.: İşte, o değişti. Daha doğrusu beni giydirdiler.
C.G.: Böyle bir faktör olmasaydı, şu an nasıl giyiniyor olurdun?
E.A.: Yine kendime bakardım herhalde canım.

Zaten ilk konserimden sonra, "Ben en iyisi, başkaları neler yapıyor diye bakınayım" dedim.
C.G.: Zaman ilerledikçe kendinde yeni şeyler keşfediyor musun?
E.A.: İngilizce şarkı sözü yazabildiğimi keşfettim.
C.G.: Aradan 20 yıl geçti diyelim, kendini nerede görüyorsun? Evlendin mi, çocukların var mı? Başka kediler aldın mı?
E.A.: Yok, kedi almam!

Bu konu, bir haftadır düşündüğüm bir şey. Geçenlerde bir konserdeyiz, sahnede aklıma geldi. Gitarcım Emrah'a söyledim ve bana bakıp güldü. Bu çok uzun süre yapılabilecek bir iş değil bence. 50 yaşıma kadar yaşarsam, yapmak istediklerimi yapmış ve kendime bazı şeyleri kanıtlamış olursam, bu işi bırakabileceğimi düşünüyorum.
C.G.: O zaman gelince, bir ailen olacak mı?
E.A.: Olabilir. Hatta evlenmiş, aile kurmuş, bir kafe açmış olabilirim. Oturup kitap okurum.
'GENİŞ AİLE'Yİ SEVİYOR
C.G.: Erkek kardeşin var. O neler yapıyor, bu aralar?
E.A.: Ankara'da bilişim okuyor. Sık sık görüşüyoruz ve hala bazen çocuk gibi inatlaşıyoruz.

Play Station oynuyoruz. Geçenlerde beni yendi hala onu söylüyor.
C.G.: Ailenin senin için en büyük dileği ne?
E.A.: Annem, herkes kadar duygusaldır ama iş konusunda beni profesyonelce destekler. Hatta 'Bu Yağmurlar'da herkes, 'annem için' dediğim bölümü sordu. Ama annem bununla ilgili hiçbir şey söylemedi. Şarkının tonlarıyla daha çok ilgilendi.

Babam da, annem de işimde iyi olmamı diliyorlar.
C.G.: Kalabalık aileleri seviyor musun?
E.A.: Babamlar 10 kardeş. Bir kere oturup saymıştık, birinci dereceden 100'den fazla kuzenim var. Ama ben çok kalabalık bir ailede yetişmedim. Çekirdek aileydik, o yüzden o durumu pek bilmiyorum. Bayramlarda nadir de olsa toplanıldığında, hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum, hatta bu durum çok hoşuma gidiyor.
C.G.: Sence iyi bir baba olur musun?
E.A.: İyi eş olup olmayacağımı bilmiyorum ama iyi baba olurum. Umarım, iyi baba olmak için evlenmem.
BUNLAR 'UNUTULMAZ'
C.G.: Kariyerin boyunca asla unutamayacağın anlar neler?
E.A.: 'Sing Your Song Yarışması'nı kazandığımız günü, 'Afili Yalnızlık'ın çıktığı zamanları, ilk kalabalık konserimizi unutamam. Aldığım ödüller, özellikle de MTV Ödülü, hiç aklımdan çıkmayacak.
C.G.: Bir hayranının sana söylediği ve hiç unutmadığın bir cümle...
E.A.: Hayranım değildi ama şöyle bir şey var; belediye konserlerinden sonra arabaya gitmek, baya olaylı oluyor. Arabaya biniyorsun ve insanlar camlara vuruyorlar. Yine bir konser sonrası, adamın biri, "Bu ne ya, sanki Paris Hilton geçiyor" dedi. Adamın, 'ünlü ve değerli insan' kriteri karşısında, biz bütün ekip olarak çok eğlendik, hala da bunu konuşuyoruz.
'AŞK VE CEZA'
C.G.: Aşık olduğunda kendini biraz huzursuz hisseder misin?
E.A.: Komple huzursuz hissederim. Sebebini hiç bilmiyorum. Kaybetme korkusu, normalde hiç takmayacağın şeyleri 30 kere düşünmek, "yanlış anlar mı, anlamaz mı" paranoyası, full huzursuzluktur. Aşkın kendi zaten rahat bir şey değildir.
C.G.: Kıskanılmaktan hoşlanıyor musun?
E.A.: Hiç hoşlanmıyorum çünkü kıskanılacak bir şey yapmıyorum. Televizyon röportajımın bile kıskanıldığı oldu ve böyle şeylere hiç dayanamıyorum. Çünkü eğer bir kişiyle birlikteysem, o yanlış yapmayacağım kadar değerlidir benim için.
C.G.: Ayrıldıktan sonraki haftayı nasıl geçirirsin?
E.A.: İlk haftayı güzel geçiriyorum; çünkü genelde kızgın ve dolmuş oluyorum,"oh be" diyorum. Ondan sonra birden vuruyor.
EMRE'NİN 'KÜÇÜK SIRLAR'I
C.G.: Ağzın sıkı mıdır?
E.A.: Evet, öyledir.
C.G.: Başkalarına kendi sırlarını anlatır mısın?
E.A.: Hayır, kendimden pek bahsetmem. Çok sırrım olmuyor aslında.
C.G.: Anlattığın için olabilir mi?
E.A.: Doğru, anlattığım için sırrım yok galiba evet.

Saklamaya değer de bir şeyim olmuyor zaten. Başkasının sırrını anlatmam; çünkü arkasından konuşmak hiç güzel bir şey değil. Zaten unutuyorum.
C.G.: Bize yakın çevrendekilerin dışında kimsenin bilmediği bir sırrını söyler misin?
E.A.: İnsanlar hakkındaki kararımı ilk 7 saniye içerisinde veririm.
C.G.: Evrenin bir sırrını çözebilme şansın olsaydı, neyin cevabını bilmek isterdin?
E.A.: Doğmadan önce nerede olduğumuzun cevabını almak isterdim.